Arundathi Roy “Tatil protestoları savaşları durdurmaz” demişti ve haklı – Andreas

Ocak 2004’te Mumbai’de yapılan Dünya Sosyal Forumu sırasında Hintli aktivist Arundhati Roy şöyle bir yorum yaptı: “Geçen yıl 15 Şubat’ta beş kıtada 10 milyon insan Irak’taki savaşa karşı yürüyüş yaptı. Şahaneydi fakat yeterli değildi. 15 Şubat hafta sonuydu ve hiç kimse bir iş günü kaçırmak zorunda kalmayacaktı.”

“Tatil protestoları savaşları durdurmaz” – Irak Savaşı’ndan 15 yıl sonra

15 Şubat 2018, Perşembe – 11:00

15 Şubat 2003:
Dünya genelinde 800’den fazla şehirde 6 ila 10 milyon kadar kişi Irak’ta başlamakta olan savaşa karşı protesto gösterileri yaptı. Bazı kaynaklara göre bu sayı 8 ila 30 milyon kişi arasında. Roma’da 2 milyon, Madrid’de 1.5 milyon Barselona’da 1-1.5 milyon arası, Londra’da 1-2 milyon arası, Sevilla’da 200.000’den fazla kişi…

Bir ay sonra 20 Mart 2003’te Irak istilası, gösterilerin en çok yapıldığı ülkelerdeki askeri üslerden kalkan uçakların da dâhil olduğu, hava saldırılarıyla başladı: Britanya’daki RAF Fairford’dan ABD B-52 bombardıman uçakları kalktı, çok az sorunla karşılaştılar. Diğer ABD savaş uçakları da İspanya, İtalya ve diğer NATO üyesi ülkelerin üslerinden kalktılar. Savaşa şiddetle karşı çıkılan bu ülkelerde askeri operasyonların sekteye uğratıldığı pek görülmedi.

Ocak 2004’te Mumbai’de yapılan Dünya Sosyal Forumu sırasında Hintli aktivist Arundhati Roy şöyle bir yorum yaptı: “Geçen yıl 15 Şubat’ta her şey çok güzeldi, kamu ahlakının muhteşem bir görüntüsü vardı, beş kıtada 10 milyon insan Irak’taki savaşa karşı yürüyüş yaptı. Şahaneydi fakat yeterli değildi. 15 Şubat hafta sonuydu ve hiç kimse bir iş günü kaçırmak zorunda kalmayacaktı. Tatil protestoları savaşları durdurmaz.”
 
1. Londra’da 15 Şubat gününü iyi hatırlıyorum. Şiddetsiz direk eylem yapmak isteyen gruplardan biri olarak “kabaca bir savaş karşıtlığı rehberi” hazırlamıştık ve tahminen 10 bin kadar kopyasını dağıtmıştık. Bu rehber savaşın bir parçası olan Britanya askeri altyapısının altını çiziyordu (RAF Fairford, RAF Lakenheath, ve Londra’nın hemen dışındaki PJHO Northwood gibi) ve ne yazık ki başarısız bir şekilde, bu askeri altyapıya engel olmak üzere şiddetsiz direk eylem yapma önerisinde bulunuyordu. Savaş makinesinin günlük işleyişine engel olmaya çalışan az miktarda hareket olmuş olsa da yeterince güçlü veya uzun süren bir hareket olmamıştı.

Arundathi Roy “Tatil protestoları savaşları durdurmaz.” demişti ve haklı. Sadece 1-2 milyon insanın Londra sokaklarında (Roma, Madrid, Barselona, …) “savaşa hayır” sloganları atarak yürüyüş yapmadığını; ayrıca ertesi gün de sadece şiddetsiz eylemlerle bu insan “kitlelerinin” %1’inin Fairford’daki hava üssünü, Aviano’yu (İtalya), Rota veya Morón de la Frontera’yı (İspanya) işgal ettiklerini ve böylece en azından savaşı kısmen engellediklerini bir hayal edebilir miyiz?

2. Irak’taki savaşa karşı olan grupların büyük kitlelere daha da büyük gösteriler yaptırmak dışında herhangi bir stratejileri yoktu. Bu yaptıklarının savaşı durdurmak için yeterli olacağını düşünecek kadar saf olup olmadıklarını bilemiyorum. Öyle bir durum vardı ki; örneğin İngiltere’de %80’lik çoğunluk savaşa karşıydı. Fakat savaş makinesinin çarklarına çomak sokmaya çalışan neredeyse hiçbir hareket yoktu. İtalya’da, İspanya’da, … da durum aynıydı. (ABD’de savaş başlarda çoğunluğun desteğini alıyordu, şartlar Avrupa ülkelerindeki çoğunluktan çok daha farklıydı). Halkın savaş konusundaki fikri hiçbir zaman savaşı desteklemek yönünde değişmemiş olsa da, savaş başladıktan sonra eylemlerin hızlıca sönümlenmesi şaşırtıcı olmadı. Sonuçta genel olarak kitlelerin hareketliliği bitti ve harekete yeni katılan çok sayıda insanın güçleri kırıldı.

3. Savaş makinesi – her şeyin askeri olması – devletin çekirdeğidir. Devletin büyük önem verdiği bir savaşa karşı olmanın ve halkın savaş karşıtı olmasını sağlamanın savaşı durdurmak için yeterli olacağını düşünmek bayağı saflıktır. (Blair de Aznar da popüler bir savaş karşıtı sloganda geçtiği üzere ‘Bush’un fino köpeği’ değildiler.) Sadece halkın fikren destekliyor olması hiçbir zaman bir hareketin başarılı olması için yeterli değildir, hele ki bu hareket güçlü çıkarlara ve devletin çekirdeğinin ilgi alanlarına temas ediyorsa. “Tatil protestolarından” çok daha fazlası gerekir.

4. Eğer savaş karşıtı protestoların savaşın bitmesinde önemli rolü olmuştur denilebilecek bir savaş varsa, o savaş ABD’nin Vietnam savaşıdır. Ancak bu savaşta da savaş karşıtı hareketler savaşı engellemeyi amaçlamamışlardı, 1960’ların başlarından beri sürmekte olan savaşı bitirmeyi amaçlamışlardı. 1967 yılında çoğunluk savaşa karşıydı ve 1970 yılında ABD halkının sadece üçte biri halen Vietnam’daki savaşın bir hata olmadığını düşünüyordu.
Halkın görüşünün yanı sıra, ayrıca orduda da büyük bir direniş gelişmeye başlamıştı: itaatsizlik, terk, vicdani ret. “GI Direnişi” yani askerlerin kendi direnişi önemli bir faktördü çünkü askeri yetkililer verdikleri emirlerin yerine getirileceğine güvenemiyorlardı ve birçok orta rütbeli asker kendi altlarından korkuyordu.

5. Irak Savaşı’na karşı mücadele oldukça farklı bir bağlamdaydı. Bu hareket bir savaşı engellemeye çalıştı. Savaş karşıtlığı başta İtalya, Britanya ve İspanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde halkın büyük çoğunluğunun desteğini alıyordu. Bu destek savaşı engellemek için gerekliydi fakat yeterli değildi. Britanya’da Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) liderlik ettiği Savaşı Durdurun Koalisyonu herhangi bir sivil itaatsizlik stratejisini reddetti ve sadece savaşın başlamasına yakın son haftalarda, hareketin tabanından gelen baskılarla itaatsizlikten bahsetmeye başladı. Yine de hiçbir zaman itaatsizliğe ve sivil direnişe dayanan bir strateji geliştirmedikleri gibi alttan böyle bir stratejiyi yürütebilecek bir liderlik inşa etme girişiminde de bulunmadılar. Şiddetsizlik üzerine hiçbir eğitim yoktu, şiddetsiz teknikler üzerine en temel seviyede bir eğitim bile yoktu. Bastırılmaya karşı hiçbir önlem yoktu. Daha da kötüsü: bu doğrultuda çalışan az sayıda grup da – Üsleri Ele Geçirin Ağı, Fairford Barış Kampı ve diğer gruplar – kendilerini Savaşı Durdurun Koalisyonu tarafından marjinalleştirilmiş buldular. Bildiğim kadarıyla durum diğer Avrupa ülkelerinde da farklı değildi.

6. Bu direniş, halkın %80’inin desteği ve sivil direniş üzerine stratejilerle neyi başarabilirdi? Belki Irak’taki savaşı engellemek mümkün olmazdı – çünkü savaş ABD halkının çoğunluğu tarafından destekleniyordu – ama en azından ABD’nin bu savaş için kurduğu “İstekliler Koalisyonu”ndan başta İtalya, Britanya ve İspanya olmak üzere bazı ülkeleri çıkarabilirdi. 1980’lerde ve 1990’larda Greenham Common’da gerçekleşmiş olanlar gibi, neredeyse nükleer üslerin normal işleyişlerini imkânsız hale getirmiş olan direnişleri düşünüyorum. Savaşta kullanılan askeri üslerin kitlelerce bloke veya işgal edilmelerini düşünüyorum. “Plowshares” hareketleriyle savaş tesislerinin şiddetsiz sabotajını düşünüyorum, askeri mühimmatın ilgili ülkedeki limandan taşınmasını engellenerek silahlı kuvvetlerin tedarikinin engellenmesini düşünüyorum. Savaş makinesinin engellenmesi stratejisinin yanı sıra, toplumun normal işleyişini sekteye uğratacak; devlet dairelerinin veya borsa gibi ekonomiyle ilgili kurumların işgal edilmesi ya da grevler gibi stratejiler de düşünülebilir. Sadece “savaşa hayır” dememek, protestodan direnişe geçiş yapmak, “hayır” demekten ötede savaşın işleyişini imkânsız kılmak veya en azından güç sahiplerinin kabul edemeyecekleri şekilde siyasi bedeli ağırlaştırmak önemli olurdu.

7. Ben isterim ki 15 Şubat 2018’de ülkelerimizdeki büyük gösterileri ve örneği daha önce görülmemiş kitlesel hareketleri sadece hatırlamakla kalmayalım, ayrıca uygulanmış olan stratejilerin neden başarısızlıkla sonuçlandığı üzerine de düşünelim.
Yine de aslında tamamen bir başarısızlıktan söz edilemez. Irak Savaşı’na karşı hareketler savaşı engellemeyi başaramamış olsa da büyük ihtimalle – en azından Avrupa’da – potansiyel bir İran Savaşı gibi başka savaşları engelledi. 15 Şubat 2003’teki gösteriler Avrupa’daki hükumetlerimize en azından bir süre için askeri stratejilerinde daha dikkatli olmaları konusunda katkıda bulundu.

8. “Savaşa hayır” halen önem taşıyor ve belki ilerde daha da fazla önemli olacak. Ucuz enerji kaynaklarının (fosil yakıtlar), minerallerin, içme suyunun ve tarıma elverişli toprakların tükenmek üzere olduğu zamanlara giriyoruz. Muhtemelen kaynaklar için savaşların yapıldığı zamanlara geri döneceğiz. Bu savaşları engellemek için “HAYIR” demek yeterli olmayacak. Yetkilendirmeye dayalı stratejiler geliştirmeliyiz ve geleceğin savaşlarının imkânsız hale gelmelerini veya siyasi olarak büyük bedelleri olmalarını sağlamalıyız.

Çeviri: VR

Kaynak: nosorganizamos.net

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org