Demokratikleşme sürecinde ordu – Ümit Kardaş

Demokrasinin sağlamlaştırılması aşamasına girebilmek için savunma politikalarının ve askerî politikaların seçilmiş hükümet tarafından geliştirilip uygulanmasının zorunlu olduğu anlaşılmakta.

Ümit Kardaş11.02.2014

Narcis Serra, Franco rejiminin ardından İspanya’nın demokrasiye geçiş sürecinde 1982 yılından itibaren sekiz yıl İspanya Savunma Bakanı olarak görev yaptı. Özellikle asker-sivil ilişkileri konusunda yürütülen reformlarda büyük rol oynayan Serra, İspanya’da demokrasinin güçlenmesine önemli katkılarda bulundu. Silahlı kuvvetlerin demokratik reformu üzerine düşüncelerini anlattığı “Demokratikleşme Sürecinde Ordu” üst başlıklı kitapta Serra, sivil-asker ilişkilerini İspanya deneyimi üzerinden anlatırken, bu konudaki mevcut literatüre referanslar veriyor, analizler yaparken Doğu Avrupa ve Latin Amerika’daki demokrasiye geçiş örneklerine, Clinton yönetimi ile ordu arasında yaşanan sürtüşmelere de ilgi gösteriyor.


Serra
, bu süreç için önemli bir saptama yapmakta. Her durumda, farklı gerçekliklerin gelişim şekli, hem “teleolojiye” hem de tarihsel determinizme son vermiştir derken, ordunun yönetimden çekildiği Latin Amerika ülkelerinde benzer çıkış noktalarındaki birçok ülkenin farklı evrilerek gerçek anlamda bir demokrasiye geçiş sürecini gerçekleştiremediklerini örnek olarak vermekte. İspanya’nın geçiş döneminin başbakanı Adolfo Suarez bu tespiti şöyle doğrulamaktadır: “Gelecek, önceden kararlaştırılmak bir yana, her zaman ucu açık ve istikrarsız bir özgürlük alanıdır. Yaptığımız analizlerle, içinde yaşadığımız toplumdaki yapısal koşullardan ve faal güçlerden doğacak olası sonuçları görebilsek bile, bu güçlere tarihin başoyuncusu olan insanın özgür iradesi de hayati bir güdü olarak dâhil olmaktadır.
Serra
, geçiş safhasını demokratik yollardan seçilen sivillerin askerlerin siyaset yapma sürecine müdahalesini, yürütme işlerine katılımlarının sona erdirilmesi ya da seçilmiş otoritelerin faaliyetlerini veto etme veya baskı altına alma yönündeki tüm etkilerinin ortadan kaldırılmasıyla önlemeyi başardıkları bir süreç; demokrasinin sağlamlaştırılması aşamasını ise, seçilmiş sivil hükümetin askerî politikalar ve savunma politikaları oluşturabildiği, bunların uygulanmalarını sağladığı ve silahlı kuvvetlerin faaliyetlerini yönettiği bir aşama olarak tanımlamaktadır. Yani ordunun iktidar/güç pozisyonlarından ve siyasete müdahaleden çekilmesi. (extrication)

Demokrasinin sağlamlaştırılması aşamasına girebilmek için savunma politikalarının ve askerî politikaların seçilmiş hükümet tarafından geliştirilip uygulanmasının zorunlu olduğu anlaşılmakta. Demokrasiye geçiş ve demokrasiyi sağlamlaştırma aşamalarında ortaya çıkan bir diğer önemli misyona değinilirken her iki aşamayı da tanımlayan bir özellik olarak ordunun ayrıcalıklarının azaltılması ve orduyu sivil otoriteye bağlı olmaya ve demokratik prosedürlere uyum sağlamaya özendiren başta anayasa olmak üzere kanuni reformların yapılmasının da altı çizilmektedir. Burada asker-sivil ilişkilerini tanımlayan en önemli husus demokratik sivil denetim olmaktadır. Ordunun dış tehdide ilişkin görevindeki etkinliği ya da seçilmiş siviller tarafından belirlenen görevlerin gerçekleştirilme kabiliyeti ve gösterilen verimlilik. Seçilmiş hükümetlerin parlamentolar aracılığıyla bu denetimi sağlaması önemli bir aşama. Bütün bunlar için hükümetlerin askerî politikalar belirlemesi ve uygulaması gerekiyor. Aksi hâlde etkinlik ve verimlilik denetlemesi yapmak imkânsız hâle geliyor. Serra bu hususta kanımca önemli olan şu saptamayı yapıyor: “Gerçek şu ki, mevcut koşullarda askerî etkinlik ve verimlilik, askerî otonomi (özerklik) meselesiyle bağlantılıdır. Mevcut bağlamda, örgütsel ve bütçeye ilişkin otonomiye sahip bir ordunun verimli olması mümkün değildir.


Serra
’nın kitabını önemi nedeniyle bir yazıda özetlemek mümkün değil. Devam edeceğim.

**

15.02.2014

Demokratikleşme sürecinde ordu konusunda başladığım yazıya, Serra’nın kitabında vardığı önemli sonuçlara kısa başlıklarla değinip durumumuzla kıyaslamalar yaparak devam ediyorum.

Genel demokratikleşme sürecinde ilerleme kaydedilmezse; silahlı kuvvetler demokratikleştirilemez. Ordunun denetimi, sadece serbest seçimlerin varlığından ziyade daha büyük kurumsal içerik gerektirir. İktidar otoriterleştikçe, genel demokratikleşme konusunda patinaj yaptıkça ülkemiz bakımından bu denetimi sağlamak zor.


Siyasi partiler arasında, kendi duruşları için silahlı kuvvetlerin desteğini aramayacaklarına dair bir anlaşma da reformların başlaması için önkoşuldur, zira yaranmaya çalışılan bir orduda reform yapmak zordur. Eğer reformlar iddialı ise seçim sandığında büyük bir çoğunluk yakalamak çok yardımcı olur.” Bugün üst komuta kademesini kontrol ettiğini düşünen iktidarın da, orduda reform yapma gibi hiçbir düşüncesi bulunmayan muhalefetin de böyle bir anlaşma yapma istekleri olabilir mi?


Ordu olası askeri darbeler açısından artık bir tehdit oluşturmadığı zaman sağlamlaştırmanın sonuna gelindiği sonucuna varamayız. Silahlı kuvvetleri demokratik sisteme uygun hale getirmek, hükümetin güvenlik politikasını ve askeri politikayı belirlemesi ve uygulaması ve aynı zamanda silahlı kuvvetleri devlet idaresine, devletin diğer kuvvetleriyle diyaloga giren bir kurum olarak değil, onun bir parçasıymışçasına entegre etmek demektir.” 31/07/1970 tarihli 1324 ve 1325 sayılı kanunlarla, Genelkurmay Başkanı’na savunma politikasının belirlenmesi, askerî bütçe hazırlama, istihbarat toplama, iç güvenlik ve terfi konularında otonomi sağlanmış durumda. Milli Güvenlik Kurulu ise generallerin sivillere siyasi telkinde bulundukları bir zemin oluşturmakta. Genelkurmay Başkanı, Başbakan ile mutat olarak görüştüğü gibi istediği zamanlarda derhal görüşebilmekte, böylece otonomisini siyaset, yargı ve toplum üzerinde görünür kılmakta.


İspanya’daki deneyimler reformların ekonomik denetim alanında başlaması gerektiğini gösterir, böylece silahlı kuvvetlere ve faaliyetlerinin planlanmasına bir ölçüde ekonomik düzen getirilmesine yardımcı olunur. Bu konuda siviller daha uzmandır.” Bizde askerî bütçeyi askerî bürokrasi hazırlıyor. Sayıştay ve ombudsman denetimi bulunmuyor. Şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanamamış durumda.


Sivil denetimin hayati önem taşıyan temel aracı Savunma Bakanlığı’dır. Bu öylesine doğrudur ki, belirli bir ülkenin silahlı kuvvetleri üzerindeki denetimini ölçmenin en iyi yolu, Savunma Bakanlığı’nın geliştiği ve aldığı dereceyi hesaplamaktır.” Milli Savunma Bakanlığı sadece lojistik destek için kaynak sağlamakla görevlendirilmiş durumda. Üstelik MSB’de bürokrasi askerlerden oluşmakta.


Askeri yargı sisteminin reformu, silahlı kuvvetlerin yapılarının ve niteliklerinin demokratik bir yapıya adapte edilmesiyle ilgili tüm süreçteki en hassas konulardan biridir.”, “Askeri yargı sistemi, içerideki güç kullanımına karşı dokunulmazlık ya da bir ölçüde koruma sağlaması için genellikle muhafaza edilmeye çalışılır.”, “Tek bir üniter yargı, demokrasi yaşayacaksa kaçınılmaz olarak düşünülebilecek, derin kökleri olan bir kavramdır. Bu açıdan,askeri yargının reformu projesi, sadece ordunun kendisine sağladığı dokunulmazlığa bir son vermek ya da önceki suçları cezalandırmak için gerçekleştirilmemektedir. Hepsinin ötesinde, belirli bir ülkedeki yargı sistemini ve demokrasiyi güçlendirmek için gerçekleştirilmektedir.” Askerî mahkemeler, disiplin mahkemeleri, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi anayasal organlar olarak düzenlenmiş durumda. Bu durum üniter yargının gerçekleşmesini, dolayısıyla demokrasiye geçişi engellemekte.


Serra
’nın yaptığı analiz ve tespitler karşısında Türkiye’nin henüz geçiş aşamasının başlangıç noktasında durduğu, İspanya’nın 25 yıl önce vardığı noktaya yaklaşması için önünde uzun ince bir yol bulunduğu anlaşılmakta.

 

[email protected]

www.umitkardas.com

twitter.com/umit_kardas

Kaynak: taraf.com.tr

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org