Militarist dünyadaki zalimlik Türkiye’yle sınırlı değil

İşi ‘öldürmek’ olan bir mekanizma olarak ‘erkeklik’le özdeşleşen askerlik, her zaman çocukluğun ve gençliğin iğdiş edilmesiydi

Askeri okullar: Çocuktan ‘erkek’ yaratmak!

16 Ağustos 2016
Şimdilerde Cemaat’in siyasi tasfiye baskısı üzerine ‘korkunç’ hikayeler ortalığı kaplasa da, militarizmin ‘kuluçka makinası’ olarak askeri okul, aslında tarih boyunca her yerde zalimliğin simgesi oldu. İşi ‘öldürmek’ olan bir mekanizma olarak ‘erkeklik’le özdeşleşen askerlik, her zaman çocukluğun ve gençliğin iğdiş edilmesiydi

M. Ender Öndeş / Haziran Günel
15 Temmuz sonrasında bütün televizyonlar, birdenbire ‘Cemaat’in kendi kadrolarını yerleştirmek’ ve ‘uygun bulmadığı öğrencileri tasfiye etmek’ için askeri okullarda yaptığı korkunç zalimlikleri gündeme getirdi. Neredeyse her kanal, birden askeri okullardan atılmış ya da intihara zorlanmış çocukların hikâyeleriyle doldu taştı. Bu hikâyelerin tümünün ya da çoğunun doğru olduğu konusunda kuşku yok ama öte yandan ortada bir riyakârlık da var gibi görünüyor. Çünkü militarist dünyadaki zalimlik, Cemaat’e özgü bir şey olmadığı gibi Türkiye’yle de sınırlı değil; çok ciddi bir küresel sorun.

Kabadayılık ve ‘hoş geldin’

Özellikle militarizmi üst düzeyde olan ülkelerin çoğunda, askeri okullar her zaman sistemin gözbebeği olarak görülüyor ve “çocuktan erkek yapılan” sertlik anıtları olarak kutsanıyor. Dolayısıyla onlara yeni katılan bir öğrenci de, bildiğimiz lise/üniversite eğitimine katılan öğrencilerin karşılaştığından farklı sorunlarla yüzleşiyor. İngilizce’de “bullying” (kabadayılık) olarak yerleşen terim, İngiliz Savunma Bakanlığı tarafından “göz korkutmak veya başkalarını mağdur etmek veya gayri meşru ceza vermek için fiziksel kuvvet kullanmak veya otorite kullanarak taciz etmek” olarak tanımlanıyor.

Bu, pek çok ülkede herkesçe bilinen ama soruşturulması özellikle engellenen kurumsal bir problem… İngiltere’deki Deepcut Birliğinde yeni katılan erlere yapılan zulmün soruşturulmasının hükümet tarafından reddedilmesi bunun bir örneği. Soruşturulmuyor, çünkü bu davranışların askerlerin fiziki gücünü ve ruhunu eğittiği, sadakat ve grup dayanışmasının güçlendirdiği düşünülüyor. Bu açıdan Deepcut raporları tam bir felaket. Acemileri boynuna tenekeler bağlanarak bayılana kadar koşturmak, üst kat pencerelerinden kafa üstü sarkıtmak, üstüne tam gaz araba sürmek gibi yüzlerce olay örtbas ediliyor. Daha sonra açıklanamayan ölümler peş peşe gelince, Surrey polis teşkilatı, nihayet soruşturmaya zorlanıyor.

‘Kanlı kanatlandırma’

Dünyanın en kirli işlerini yapan ABD ordusu zaten bu konuda öteden beri sabıkalı… Vietnam ve sonrasındaki Afganistan, Irak deneyimlerinde ortaya çıkan “askerlerin sertleştirilmesi ihtiyacı” vahşi “hoş geldin” törenlerini her zaman meşru kıldı. Son zamanlarda orduya karşı açılan davalar fazlalaşınca bakanlık “sıfır tolerans” adımları atsa da durumun ne kadar değiştiği bilinmiyor. Örneğin paraşüt okullarındaki deniz piyadelerinin mezunların çıplak göğsüne metal rozet çakılmasının (kanlı kanatlandırma) 1991’de 11 denizci bu yüzden cezalandırılsa da devam ettiği biliniyor.

Defalarca videolara konu olan bu “Başlangıç ritüelleri” özellikle donanma, deniz piyadeleri ve sahil güvenlik arasında geleneksel halde. “Ekvator’u henüz geçmemiş olanlar” diye tanımlanan acemileri yangın söndürme hortumu ile püskürtme, depolara kilitleme ve içi tuzlu su dolu olan tabutlara kapatma gibi uygulamalar yaygın ve sık sık ölümler de gerçekleşiyor; fakat bunlar “askerliğin olağan ritüelleri” olarak görülüyor.

Elektrik şoku

Geçtiğimiz yıllarda Almanya’da da Westfelya’daki Coesfeld Barakaları’ndaki temel eğitimlerdeki işkence iddiaları sonucunda 18 alman askeri hüküm giymişti. Der Spiegel’in araştırmasına göre, acemiler, rehin alınma, suya sokulma, yumruklanma ve elektrik şoku verilme gibi durumlarla karşı karşıya bırakılıyordu.

Brezilya ordusunun “hoş geldin” töreni de çok farklı değil. Acemilerin başlangıç seremonileri, elektrik şoku, dayak ve elektrikli demirlerle dağlanma içeriyor.

İtalya’nın insan hakları raporu konudan bahsetmese de ülkenin askeriyesinin ‘dedovshchina gibi bir terimi bulunuyor. ‘Nonnosimo’ İtalyanca’da korkutma anlamına gelse de kelimenin kökü olan ‘nonno’ dede demek.

‘Dedelerin saltanatı’

Dedovschina (dedelerin saltanatı) Rus ordusunda artık bir kavram olmuş. Sovyetler Birliği ordusunun son zamanlarından başlayıp günümüzün Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri’ne uzanan bu gelenek, esas olarak yeni gelenlerin “hizaya getirilmesi” anlamına geliyor ve ağır sonuçları var. Sadece 2006’da en az 292 askerin bu uygulama yüzünden öldüğü iddia ediliyor. Yine Rus ordusunda 2006’da 3 bin 500, 2005’te 2 bin 798 taciz iddiası raporlara geçmiş halde. 2007’de ise 341 asker intiharı var. Bir insan hakları örgütü olan Rusya Asker Anneleri Birliği sadece 2010 yılında bu tür ölümlerin sayısının 2 bin civarında olduğunu tahmin ediyordu. Birlik 2009’da konu ile ilgili 9 bin 523 şikâyet aldıklarını açıklamıştı. Rapora göre, şikayetlerin çoğu dayakla ilgili ancak aralarında cinsel taciz, işkence ve köleleştirme de bulunuyor.

Gerek dünyada, gerekse Türkiye’deki örnekleri incelediğimizde ortaya çıkan sonuç, iç-zulüm denilen şeyin, militarizmin kendisine ait bir sorun olduğudur. Ve elbette daha önemlisi, bu ‘iç-zulüm’ün dışa, yani yurttaşlara doğru yansıması, şiddetle eğitilen bireylerin aynı şiddeti halka reva görmesi

Türkiye: İntiharlar ülkesi

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’nin (TEMAD) geçen yılın Mart ayında düzenlediği panelde açıklanan rakamlar ürkütücüydü. Öyle ki, son on yılda gerçekleşen asker intiharları (934) Kürdistan’daki savaşta ölen askerlerin sayısını (818) geçmişti. TSK’da ağır mobbing koşullarının yaşandığını belirten konuşmacılar, asker intiharlarının, sivillerden 2.5 kat fazla olduğunu belirtmişlerdi. Aynı panelde verilen bilgilere göre, mobbing mağduru askerlerin yüzde 42’si hakaretten, yüzde 30’u dayaktan, yüzde 28’i orantısız cezalardan, yüzde 24’ü sağlık hizmeti alamamaktan, yüzde 14’ü aşırı fiziksel aktiviteye zorlanmaktan, yüzde 14’ü tehdit edilmekten, yüzde 7’si rütbeli personelin şahsi işlerine koşturulmaktan, yüzde 7’si uykusuz bırakılmaktan şikâyetçiydi.

Daha önce de, 2011’de harp okullarındaki mobbing iddialarını incelemek üzere TBMM Meclis Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan alt komisyonda konuşan Milli Savunma Bakanlığı Davalar Daire Başkanlığı’ndan emekli avukat Cavit Çalış, kanayan yarayı deşmişti. Çalış, öğrencileri bezdirmek için “yılanın üzerine yat emri” vermekten, ayağı şiş öğrencinin kasten kilometrelerce koşturulmasına, çatlak kolla halata tırmandırılmasına kadar birçok örnek vermişti.

Disko cehennemi

Ve tabii meşhur “Disko” (Disiplin Koğuşu) rezaletlerini de hatırlamak yerinde olur. 2011’de er Uğur Kantar’ın Disko’da işkenceyle öldürülmesinden sonra başlayan yargılama, durumun vehametini ortaya koymuştu. Aynı süreçte TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na dilekçe gönderen eski asker G., askerlik yaptığı sırada yaşadığı işkenceleri anlatırken “Her gece yorganın altından ağlama sesleri geliyordu. 3 saat uyuma şansımız oluyordu, onu da ağlamakla geçiriyorduk” diyordu. Kantar davasında müebbet hapis cezası çıktı ve daha sonra 2015’te bir yüzbaşının başvurusuyla Anayasa Mahkemesi’nin ‘Disko’yu bir insan hakları ihlali sayması gündeme geldi ama bunun gerçek durumu ne kadar değiştirdiği şüpheli.

Bu arada, Ermeni er Sevag Balıkçı başta olmak üzere intihar süsü verilen birçok nefret cinayetini de atlamamak gerekiyor. Bu konuda özellikle Kürt ve Ermeni askerlere yönelik bir eğilimin olduğu, yüzlerce örnekle kanıtlandı. 2009’da Karakoçan’da askerlerin eline pimi çekilmiş el bombası veren teğmeni ise herhalde hiç unutamayız.

Cemaat’in kirli işleri

Fethullah Gülen Cemaati’ne mensup subay ve astsubayların kendi kadrolaşmaları için askeri okul öğrencilerine yaptıkları zulümler de ancak bu genel tablonun içinde anlaşılabilir. Daha doğrusu, burada söz konusu olan, bütün askeri okul ve birliklerde onlarca yıldır var olagelen “bezdirme” politikasının bu kez, Cemaat’in çıkarları doğrultusunda yapılmasıdır.

Geçtiğimiz haftalarda, 15 Temmuz’dan sonra konuşmak için daha fazla nedene sahip olan Harp Okulu öğrencilerinden Gazi Can, “Zulme daha askeri lisenin ilk gününde başlıyorlardı, dört yıl bu canavarlara direnenler harp okuluna devam ettiğinde bu sefer de orada devam ediyorlardı. Şok Mangası denilen özel gruplar, benim gibi FETÖ’cü olmayan subay adaylarına olmadık zulümleri yapıyorlardı. Yaz sıcağında üstü çıplak erimiş asfalt üzerinde sürünme gibi sayısız mobbinge dört yıl boyunca direndim ama harp okulunda da bunlara devam edilince ikinci ay dolmadan ayrılmak zorunda kaldım” diye anlatıyordu.

Cemaatçi subay ve astsubayların oluşturduğu “şok mangaları”nda yapılan zulümlerin inanılmaz boyutta olduğunu anlatan Can, “Askeri hava lisesine 170 kişi başlamıştık, şu an tahmin ediyorum bizim dönemimizden TSK’da kalan, Işıklar Askeri Hava Lisesi’nden 30 ya da 40 kişi. Kalan 40 kişi içerisinde de işkencelere maruz kalıp da mezun olan yok benim bildiğim kadarıyla. Şok mangası yüzünden bütün öğrenciler ayrılmak zorunda kaldı” diyordu.

Genel bir sorun

Örnekler uzatılabilir ama gerek yok; 15 Temmuz sonrasında benzeri zulüm hikâyelerinin birden televizyonlar ve gazeteleri kaplamasının anlaşılır nedenleri var elbette. Hali hazırda yenilmiş olan darbe hareketi ve arkasındaki gücü tasfiye etme kararındaki AKP rejimi, şüphesiz bu konudaki bütün haberlerin pompalanmasından ve “darbe zemini” olarak gördüğü askeri okulların yıpranmasından memnun. Hatta haberlerin çoğunun her zaman “asker” konusunu tabu olarak gören AA tarafından servis edildiği biliniyor. Ama aslında askerlik yaşamının tamamı açısından durum o kadar basit değil. Gerek dünyada, gerekse Türkiye’deki örnekleri incelediğimizde ortaya çıkan sonuç, iç-zulüm denilen şeyin, militarizmin bizzat kendisine ait bir sorun olduğudur. Ve elbette daha önemlisi, bu ‘iç-zulüm’ün dışa, yani yurttaşlara doğru yansıması, şiddetle eğitilen bireylerin aynı şiddeti halka reva görmesi.

İşte tam burada vardığımız yer, “zorunlu askerlik” kavramının bizzat kendisi. Zorunlu askerlik ve savaş mevcut oldukça, askerin bir “öldürme makinası” olarak yetiştirilmesi, bunun içinde iç-zulüm yoluyla “sertleştirilmesi” olmazsa olmaz bir ilke olarak belirir, belirmek zorundadır. Dolayısıyla, Cemaat’in özel tasarrufları bir yana, kim ordu içindeki zulüm uygulamalarını sona erdirmek istiyorsa, ilk yapması gereken şey, savaşa karşı çıkmaktır.

Özgür Gündem

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org