‘Şehitlik’ ve ‘Mehmetcik’e dair – Kürşat Bumin

Ecdadımızın askerini ‘Küçük Muhammed’ anlamına gelen ‘Mehmetcik’ diye adlandırdığını kim söylemiş? Hangi tarihçi, hangi dilbilimci , hangi bilirkişi?

24/06/2016 22:42
Biliyorsunuz, yazının başlığında geçen iki sözcük ülkede ‘hararetin’ artığı dönemlerde daha da bir öne çıkar. Nitekim ülkede bugün hâkim dalga da bu iki sözcüğü iki lafın arasında mutlaka dile getirmeden yapamıyor. Bu sözcükler özellikle de ‘üst akıl’ın ve onun izinden gidenlerin dilinden düşmüyor.

Sözcüklerin-kavramların gerçek mahiyetinden sıyrılmış olarak bol keseden harcandığı bir dönemden geçiyoruz. Toplumun ve devletin önemli bölümünü ‘esir alan’ hamasi bir söylem gün geliyor, şöyle (Batı’ya seslenişte) cümleler bile kurabiliyor: “Üst akıl olarak beslediğiniz o beslemelerin tahribatları var…” Sizi bilmem ama ‘beslemeler’ sözcüğü ile karşılaştığımda benim canım çok sıkıldı doğrusu… Nasıl sıkılmaz; her iş bitmişti de sıra o çok övünülen ve hakkında teoriler geliştirilen ‘orta sınıf’ın palazlanmaya başlamasının hemen öncesinde varlıklı ailelerce ‘evlat edinilip’ boğaz tokluğuna çalıştırılan ‘beslemeler’i de ‘ideolojik savaş’ın malzemesi yapmaya mı gelmişti? Ne kadar incitici (ve de merhametsiz) bir söylem bu böyle…

Neyse, biz dönelim ‘şehitlik’ ve ‘Mehmetcik’ meselesine: Şehit-şehitlik kavramının kaynağının ulus devletten çok önceden başlayarak ‘din’ olduğu muhakkak. Burada söz konusu olan ‘din’ de tabii ki sadece İslam değil. Bu kavramın Yahudilikten başlayarak özellikle Hıristiyanlık çerçevesinde doğup geliştiği, Katolik Kilisesi’nin ‘Aziz Etienne’den başlayarak düzenlediği ‘şehitler listesi’ herkesin malûmu. (Yeri gelmişken, Katolik Kilisesi’nin şehitlerinden olan Jeanne d’Arc’ın günümüzde Fransa’da aşırı sağ partinin kurucusu Le Pen’in himayesi altında olduğunu da belirtelim.)

‘Şehit-şehitlik’ kavramının giderek nasıl ulus devletlerin himayesine ve giderek tekeline girdiğini de biliyoruz. Vatan toprağının ‘şüheda’ kanıyla ‘yoğrulduğu’ tekrarının ya da ‘Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’ ethosunun dünyaya hakim olması bu dönemde gerçekleşiyor. Tahmin edileceği gibi bu dönem, devletin milleti cepheye sürebilmesi amacıyla komutanların “Size savaşmanızı değil ölmenizi emrediyorum” türünden emirler yağdırdığı yıllardır. Milletin cepheye sürülebilmesi için dinlerin de –tabii ki– yardıma çağrılması unutulmadan.

Milletin cepheye sürülebilmesi, tabii ki, yine bir ulus-devlet icadı olan ‘zorunlu askerlik’ sayesinde gerçekleşmiştir. Sosyolog Pierre Birnbaum, ‘milletin devletleştirilmesi’ olarak adlandırdığı bu dönemi Fransız Devrimi ile başlatıyor. Devrim’in 1793’de ihtiyacı olan 300 bin askeri toplayabilmesi için ilan ettiği seferberlik, günümüze kadar gelen ‘her yurttaşlar bir askerdir’ anlayışının doğum tarihidir.

Biraz daha ilerleyelim: ‘Batı’ olarak adlandırdığımız diyarın ulus devletleri birinci ve ikinci dünya savaşında insanlık tarihinin o güne kadar şahit olmadığı sayıda ‘şehit’le karşılaşınca, adına ‘savaş’ denilen bu insan kıyımlarının önüne nasıl geçebileceklerini düşünmeye başladı. Nitekim bizim sürekli söz dalaşı yaptığımız AB, Avrupalıların bundan böyle birbirini boğazlamasının önüne geçmek amaçlı bir birlik değil miydi? (Batı’nın ‘kendi içinde’ savaşmaktan vazgeçtiğinden söz ederken savaşları bambaşka diyarlara taşıyan günahkarlığını unutuyor değiliz tabii ki…) Üst üste yaşanan iki savaşta milyonlarca insanın ölmesi bu diyarda en radikal biçimiyle içinde ‘pasifizm’i de barındıran savaş karşıtı toplumsal bilincin doğmasına ve gelişmesine neden oldu. Dolayısıyla ‘şehitler ölmez’ şiarının ‘devlet dili’nin bir icadı olduğu daha çok anlaşıldı.

‘Şehit-şehitlik’ sözcüklerinin mütemmim cüzü olan ‘Mehmetcik’ten biraz söz edelim: “Her yerde, her zaman söyledim, burada da söylüyorum, siz Mehmetçiksiniz, yani küçük Muhammed. İslam dünyasında hiçbir yerde askerine Mehmetçik adını veren bir başka ülke yoktur. Ecdadımız o kadar önemsemiş, o kadar sevmiş ki, askerimize küçük Muhammed anlamında Mehmetçik demiş. Onun için de şu anda birçok şehit veriyoruz ama bilesiniz ki toprağı vatan yapabilmek ancak şehitlerle mümkündür. Aksi takdirde hangi arazinin imar görmesi oradaki bazı işlemlere tabidir. Bu toprakların da vatan olması şehit kanlarıyla yoğrulmasıyla mümkündür.”

Birden fazla problemli ifadelerle karşı karşıya olduğumuz muhakkak. ‘Mehmetçik’ sözcüğünün etimolojisine girmeden –tabii ki- şu tespit: “… ama bilesiniz ki toprağı vatan yapabilmek ancak şehitlerle mümkündür. Aksi takdirde hangi arazinin imar görmesi oradaki bazı işlemlere tabidir….” Sizce de şaşırtıcı değil mi? ‘Bir arazinin imar görmesi’nden süratle ‘şehit kanlarıyla yoğrulan’ vatana geçiş! Okuyanın-duyanın “Burada da mı imar faaliyetleri!” dememesi mümkün mü?

‘Mehmetcik’ sözcüğünün etimolojisine ilişkin fasıla gelince: Ecdadımızın askerini ‘Küçük Muhammed’ anlamına gelen ‘Mehmetcik’ diye adlandırdığını kim söylemiş? Hangi tarihçi, hangi dilbilimci , hangi bilirkişi? Oysa –tam tersine– fazla emek istemeyen bir küçük araştırma, ‘Mehmetcik’in yakın tarihin bir icadı olduğunu kolaylıkla ortaya koyacaktır. Yani, ‘Mehmetcik’ de ulus-devlet inşa sürecinin bir ürünü olmasın? ‘Asker ocağı’nın ‘peygamber ocağı’ olarak adlandırılmasının açıklaması da bu sürece bağlı olmasın? (Ali Bulaç, “Peygamberin asker ocağı yoktu; ordu savaş zamanı bir araya gelirdi” diyordu.)

Şiirlerinde ‘şehitler’e çok yer ayırmış şairlerin başında gelen Mehmet Akif Ersoy’un ‘Mehmetçik’ sözcüğünü kullanmaması dikkate değer değil mi? ‘Mehmetçik’ sözcüğünü Atatürk’ün kullandığı da şüphelidir. Atatürk 1934’de (Çanakkale) Gelibolu’yu ziyaret eden ‘yabancı şehit’ yakınlarına hitap ederken ‘Mehmetçikler’ mi yoksa ‘Mehmetler’ sözcüklerini kullanmıştır? ‘Mehmetçik’ sözcüğü henüz tedavülde olmadığına ve metinde ‘Coniler’den de söz edildiğine göre, ‘Mehmetler’ demiş olsa gerek.

Yazıyı, bağlamından uzak olmadığını düşündüğüm iki hatırlatma ile noktalayayım:

* Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin ‘terör örgütü propagandası’ suçlamasıyla tutuklandı. Fincancı, cezaevinde ‘tecrit’e kondu.
* DTP Şırnak yöneticisi Hurşit Külter’den 29 gündür haber yok…

Diken

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org