Savaş uğultusu – Mehmet Nuri Özdemir
BM’nin 2026 Küresel Riskler Raporu’nda savaşın belirgin bir risk olarak kodlanması savaş olasılığını ciddiye almamızı zorunlu kılıyor.
BM’nin 2026 Küresel Riskler Raporu’nda savaşın belirgin bir risk olarak kodlanması savaş olasılığını ciddiye almamızı zorunlu kılıyor.
II. Dünya Savaşı, 15 Ağustos 1945’te Japonya’nın teslimiyetiyle fiili olarak sona ermişti. Savaşın ardından, atom bombalarının hedefi olan Japonya’da yeni bir pasifist ve savaş karşıtı dönem başladı. Şimdi, 1945’te kurulan dünya düzeni çözülürken Tokyo da o gün çizilen sınırları birer birer aşıyor: Silahlanıyor, silah ihraç ediyor, nükleer tabularını tartışıyor
Harediler, İsrail’de hem erkekler hem de kadınlar için zorunlu olan askerlik hizmetinden muaf olma ayrıcalığını korumak için yıllardır mücadele ediyor. Bu ayrıcalık, Mayıs 1948’de gerçekleşen Siyonist devletin tek taraflı ilanına yönelik Haredi muhalefetini yatıştırmak amacıyla verilmişti.
Başbakan Starmer ve hükümeti, içeride ve dışarıda tümüyle militarist bir siyaset güdüyor. Bu siyaset uyarınca, üniversitelerin militarizm hizmetine sokulması için Savunma Bakanlığı girişimiyle yeni bir kampanya başlatıldı.
NATO Genel Sekreteri’nin Ankara ziyaretindeki sözleri, yeniden yapılanma sancıları çeken kapitalist yeni dünya düzeninde emperyalizmin savaş aygıtı olan NATO’nun hem yeni vizyonu hem de bu vizyon içinde Türkiye’ye biçilen role ilişkin önemli ip uçları vermektedir.
Kutsaldan sıradan olana kadar, askeri imgeler İsrail kamusal alanını kuşatıyor ve hayal gücümüzü, arzularımızı ve kolektif kimliğimizi şekillendiriyor.
Tıpkı ABD’de olduğu gibi Avrupa’da da tırmanışa geçen askeri ve saldırgan dış politika hattı, sanayinin kayacağı yönü de belirlemiş oldu: Artık vagon üreten bir tesis Leopard tankları; otomotiv parçası üreten bir diğeri ise mühimmat üretiyor.
Kudüs’te yaşayan tarihçi Lee Mordechai, son iki yılını Gazze’deki sivillere yönelik İsrail şiddetini belgelemeye ayırdı. Bu röportajda, sözde ateşkesin ardından bile soykırımın neden devam ettiğini açıklıyor.
Militarizm; erkeği “savaşçı” kimliğine hapsederken, kadını ve çocuğu bu şiddet sarmalının görünmez kurbanı ve hayatı yeniden kuran asıl öznesi haline getirir.
Hafta başında Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) dörder yıllık dilimler halindeki kıyaslamalar üzerinden yayımladığı “Uluslararası silah transferlerindeki eğilimler” başlıklı rapor, en fazla silah satanların, savaş koşullarını olgunlaştıranlar olduğunu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.