“Milli güvenlik” değil, barış
Serdar M. Değirmencioğlu
Dünyanın karşı karşıya olduğu tehlike artık çok daha açık. Bütün dünyayı bir sömürü nesnesi olarak görenler, ne istediklerini ve neler yapabileceklerini gizlemeye hiç gerek duymadan konuşur oldular. Son bir ay içerisinde Grönland ve Gazze ile ilgili olarak dile getirilenler, 21. yüzyılın dipsiz bir karanlığa doğru ilerlediğini gösteriyor.
Geçtiğimiz hafta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda ortaya çıkan çelişkiler dipsiz karanlığın göstergeleriydi. Forumda belki de en çarpıcı çıkışı Kanada Başbakanı Mark Carney yaptı. Yaptığı konuşmada Carney, “kurallara dayalı küresel düzen” söyleminin gerçeklerle bağdaşmadığını söyledi. ABD tarafından yönetilen işleyiş Kanada’ya güvenlik ve ekonomi açısından yarar sağladığı için “kurallar ve ilkelere bağlı küresel düzen” söylemine destek verdiklerini ama artık hegemonya ve teslimiyet dayatması ile yüzleşmek gerektiğini söyledi. “Bir geçiş döneminde değil; bir kopuşun tam ortasındayız,” dedi.
Konuşmanın ilk bölümü milyonlarca insanı umutlandırsa da, Carney aslında düşkırıklığına uğratacak bir çözüm öneriyordu. Madem tek kutuplu dünya düzeni dayatmalar üzerine kuruluydu, “büyük güç olmayan ülkeler” birbirleriyle rekabet etmek yerine işbirliği yapmalıydı. Bu işbirliği adil bir düzen kurmak için değil, kurtlar sofrasında yer alabilmek içindi. Carney, “Masada olmazsak menüde oluruz,” dedi. Bunun ardından askeri harcamaları ikiye katlayacaklarını söyledi.
Daha uzatmayalım. Sömürü düzeni içerisinde bir kırılma veya kopuş söz konusu olsa da, toplumları barışa odaklanmaktan alıkoyan ve militarizme köle eden “milli güvenlik” kurgusunda bir değişiklik yok. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atanlar, biliyoruz ki, “milli güvenlik” gerekçesini kullandılar. Gazze’de soykırım yapanlar da, “Grönland er ya da geç bizimdir!” diyenler de. Rojava için de aynı kalıp geçerli. Barış değil, savaş istiyorlar çünkü “milli güvenlik” saplantısı sonsuz militarizm demek.
Carney vb. siyasetçilerin göremediklerini ya da bilip söylemediklerini yıllardır vicdani retçiler söylüyorlar. Soykırım, işgal, emperyalizm ve sömürünün tüm dünyaya dayatıldığı günümüzde, vicdani retçiler barışa giden yolu aydınlatıyorlar.
Ağustos ayında sözlerine yer verdiğim Yuval Peleg, Ocak başında tutulduğu Neve Tzedek askeri cezaevinden salıverildi. Yuval, 21 Temmuz 2025’te askerliği reddetmiş ve cezaevine gönderilmişti. Yuval’ın salıverilmesinin ardından söyledikleri çok önemli:
Orduya katılmayı reddettiğim için beş kez hapse girdikten ve toplam 130 gün askeri hapishanede kaldıktan sonra, nihayet serbest bırakıldım ve askerlik hizmetinden muaf tutuldum. Hapisten çıktığım için inanılmaz mutluyum. Zor bir deneyimdi ve umduğumdan daha uzun sürdü. Uluslararası Af Örgütündeki herkese destekleri için teşekkür etmek istiyorum. Hapiste olmama rağmen, dünyanın her yerinden benim eylemlerimi destekleyen ve serbest bırakılmam için baskı yapan insanlar olduğunu bilmek bana inanılmaz bir güç verdi. Onlar olmasaydı bunu nasıl atlatırdım bilmiyorum.
Yaşadıklarım ne kadar zor olsa da, askere gitmeyi reddettiğim için pişman değilim. Bugün yine aynı şeyi yapardım. İsrail Ordusu, aşağılık ve suçlu olduğunu kanıtladı ve ona katılmak için hiçbir mazeret yok .
Ben ve diğer birçok kişi, gerekli olduğu sürece mücadeleye ve karşı çıkmaya devam edeceğiz. Herkese hatırlatmak isterim ki, ben nihayet serbest bırakılmış olsam da, şu anda iki vicdani retçi hapisteler ve bir diğer retçi de hapse gönderilebilir. Umarım hepsi en kısa sürede serbest bırakılırlar ve hapis süreleri boyunca onlara destek oluruz. En önemlisi, İsrail Ordusu ve İsrail Devleti’nin suç eylemleri sona ermedi. Gazze’deki soykırım, bir şaka gibi kullanılmakta olan “ateşkes” söylemine rağmen devam ediyor ve Batı Şeria’nın neredeyse 60 yıldır süren işgali, Siyonistler tarafından yürütülen 1948’den önce başlatılmış olan etnik temizlik kampanyasına ek olarak hızlanmaya devam ediyor. Gerçekten mücadele edilmesi gereken şey budur ve bu devam ettiği sürece, hem içeriden hem de dışarıdan direniş de devam edecektir.
Yuval Peleg henüz 18 yaşında. Dile getirdiği gerçekler Davos vb. forumlarda yer almasa da, barışa giden yolun militarizmi reddetmekten geçtiğini gösteriyor.
Kaynak: Evrensel


