Savaş çığırtkanlığına da, askeri müdahaleye de hayır! – Hasan Cemal
Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle de, Irak Kürtleriyle de, kendi Kürtleriyle de çatışması, savaşması son derece yanlıştır. Çare, Kürtlerle çatışmak değil barıştır.
Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle de, Irak Kürtleriyle de, kendi Kürtleriyle de çatışması, savaşması son derece yanlıştır. Çare, Kürtlerle çatışmak değil barıştır.
Nükleer silah sahibi ülkeler, dünya barışının önündeki en büyük tehdittirler. Ne var ki, bu ülkelerin sayısı azalmayacak, sürekli artacaktır. Örneğin Türkiye’de, Erdoğan ve Bahçeli’nin nükleer enerji santrali sevdasının temelinde de nükleer silah geliştirme projesi yatmaktadır.
Yeni Türkiye’nin JİTEM’i SİHA değil de nedir? SİHA’ların JİTEM’den tek farkı, faili peşinen ve profesyonel bir biçimde meçhulleştirilmiş olmasıdır. Peki devlet bu profesyonel akla nerede kavuştu? Elbette Roboski’de!
ABD ve Kuzey Kore arasında yükselen kriz ve nükleer silahlarla yapılan tehditler endişe yaratıyor. Krizin savaşsız çözüme kavuşması da III. Dünya Savaşı’na yol açması da olasılıklar dahilinde.
Büyükler, kahraman, zeki ve kibirli oldukları kadar espriliydiler de. Atom bombasını kullanan uçağın mürettebatı da öyle. On binlerce insanı bir anda yakıp kavuracak, buhar haline getirecek Şişman Adam’ın üzerine “Hirohito’ya ikinci öpücük” yazmışlardı.
Militarizm dünyayı kapitalist yayılma için güvenli kılmak ve bu kapitalist adaletsizlikten şikayetçi olan antikapitalist hareketlerle savaşmak adına gereklidir. Diğer yandan, militarizm ekonomik fazlanın absorbe edilmesi için iyi bir yöntemdir.
ABD Başkanı Trump’un, trans bireylerin ABD ordusuna girmesine izin verilmeyeceğine ilişkin açıklamalar sonrası uluslararası düzeyde ve yaşadığımız coğrafyada “ayrımcılık” başlığıyla birçok yazı yayımlandı, birçok tartışma vuku buldu. Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Merve Arkun’un tartışmanın militarizm ve erkek-egemen sistemin ayrılmazlığı perspektifinden yazdığı köşe yazısını paylaşıyoruz.
Askerler kışlalarından, muktedir vatandaşlar da evlerinden çıktılar. Meydanlarda, havaalanlarında ve köprülerde buluştular. İki kesim açısında da “MEVZUBAHİS OLAN VATAN İSE, GERİSİ TEFERRUAT”tı. Devletin bekası söz konusuydu.
Biz Roboski’den Meclis’e yürümüştük; Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’ten cezaevine yürüyor!.. Bu, Meclis’in bittiğinin mi yoksa yeniden itibar kazanmasının mı işareti hep birlikte göreceğiz!
Sivil-asker boşluklarını anlamanın ve çalışmanın ilk şartı ordunun şeffaflaşması ve üzerinde çalışılmasına izin vermesi.