Tek seçenek reddetmek
15 Şubat 2026
Serdar M. Değirmencioğlu
Militarizmin, acımasızlığın ve utanmazlığın her gün ısrarla bütün dünyaya dayatıldığı günlerden geçiyoruz. Kelli felli ve yetkili kişiler, her gün hiç utanmadan, yıkım ve ölüm araçlarının gerekli olduğunu anlatıyorlar. Savaşa, yıkıma, ölmeye ve öldürmeye karşı çıkan gencecik vicdani retçilerin sesleri ise duyulmuyor.
Oysa retçilerin direnişleri, dayatılan karanlığın karşısında bir umut ışığı gibi. Bu nedenle retçilerin seslerini duymak ve duyurmak çok önemli. Yona Roseman geçtiğimiz yaz İsrail ordusuna katılmayı reddeden bir genç. Uzun ret açıklamasını, siz barışseverler için kısaltarak Türkçeleştirdim.
***
İsrail Devleti, Gazze’de soykırım yapmaktadır. Enkaz altındaki yaşlıların, yemek beklerken vurulanların, işkence kamplarında çürütülenlerin, açlıktan ya da aşırı soğuk ve sıcaktan ölen çocukların listesi her gün uzamaktadır. Bu zulmü tarif edecek söz yok.
Aylar geçtikçe, öldürülen sivillerin cesetleri fotoğraflarda ve videolarda birikmeye devam ettikçe ve onların isimlerini hatırlamak giderek daha da zorlaştıkça, etrafımda olanlara duyduğum dehşeti ifade edecek sözcük bulamaz oldum.
Hiçbir eylem, protesto veya yazı, Gazze’deki soykırımın neden olduğu acıyı dindiremez. Hayatta kalabilenleri yaşadıkları acıların uçurumundan çıkarabilmek için uzatacağım hiçbir ip yeterince uzun değil.
Doğduğum ülkenin ordusu, erinden generaline, bu zulümlerin baş failidir. Toplum da bu suçun ortağıdır. Bu acı gerçeği kabul ederek, önümdeki tek doğru seçeneğin reddetmek olduğu sonucuna vardım. Soykırım yapan bir ülkenin vatandaşları olarak hepimiz, isteyerek ya da zorla, evlerimizden birkaç saat uzaklıkta yaşanan yıkıma ortak oluyoruz. Bu yıkım makinesini ortadan kaldırmak için aktif olarak çalışmalıyız. Onunla iş birliği yapmamalı; her olanakta çarklarına çomak sokmalıyız. 77 yıllık işgal, sürgün ve askeri yönetim geçmişiyle; özellikle de son 2 yılda yaptıklarıyla, bu ordu direnmemiz gereken bir düşmana dönüştü.
İsrail devletinin en önemli projesi, Filistinlileri bu topraklardan temizlemektir. Kurulduğu günden bu yana tüm organları bu amaç için çalışmıştır. Devlet, 750 bin Filistinlinin sürülmesinden (Nakba) sonra, geride kalan Filistinlilerin ana vatanlarındaki varlığını en aza indirmek için her yolu denedi.
Güvenlik güçleri için her Filistinli bir tehdittir. Tüm hizmetlerde ve yaşamın her alanında Yahudilerin Filistinliler üzerinde üstünlüğünü kuran sistematik ayrımcılık (apartheid) uygulanmaktadır. Bu mülksüzleştirme projesi, devletin egemenliği altındaki her bölgede geçerlidir.
Bu temellere sahip bir devlet gayrimeşrudur. Anayasal temelleri boştur; geçerliliği olmayan hukuk sistemini uygulama yetkisi de yoktur. Kendisi tüm suçların en büyüğünü işlerken, neyin suç olduğunu ve kimin terörist olduğunu belirleme hakkına sahip olamaz.
Devlet gözünde kıyıma ve apartheide karşı direniş yasa dışıdır. Bunlara karşı mücadele etmek istiyorsak, yasayı çiğnemekten başka seçeneğimiz yok. Askerliği reddettiğim için birkaç ay askeri hapishaneye gönderileceğim. Hapsedilmek, işlenen korkunç suçlara direnmek adına ödenmesi gereken küçük bir bedel. Özellikle de Filistinli mahkumlara yapılanlarla karşılaştırıldığında.
Filistinli tutuklular işkence kamplarında tutuluyor. Aşırı kalabalıkla, hastalıklarla, açlıkla karşı karşıyalar; her gün saldırılara ve cinsel şiddete maruz kalıyorlar. Yarısı adil yargılanma hakkından mahrum; diğer yarısı ise hileli bir hukuk sistemiyle karşı karşıya. Savaşın başlangıcından bu yana hapishanelerde öldürülenlerin sayısı bilinmiyor. “Milli güvenlik” gerekçesiyle tutuklananların hepsi siyasi tutuklu. Devletin onları hapsetme yetkisi yok. “Terörizm” gibi “güvenlik” kavramı da işgal altındaki tüm nüfusu ve direnen herkesi suçlu göstermek için oluşturuldu ve onlara karşı acımasız davranılmasını mümkün kılıyor.
Bu devletin yaşattığı acılar silsilesi içinde, yarattığı yıkımın boyutunun gerçek anlamda farkına varmak gerek. Bu zulmün boyutlarını kavrıyorsanız ve kendinizi ahlaklı bir insan olarak görüyorsanız, bedeli ne olursa olsun, olağan yaşamınızı sürdüremezsiniz.
İsrail Devleti soykırım yapmaktadır. Devletin ahlaki otoritesi, toprağa gömülen her çocukla biraz daha eridi; on binlerce çocuk gömüldüğünde tümüyle yok oldu. Bu devletin kurumları bir kuruş bile hak etmiyor. Bu devletin saygıyı hak eden hiçbir yetkilisi, itaat edilmeyi hak eden hiçbir emri veya yasası olamaz. İsrail devleti soykırım yapıyor ve bizler direnmek zorundayız.
Kaynak: Evrensel


