Bugün, 15 Mayıs Uluslararası Vicdani Ret Günü. Bu önemli günde, Türkiye’de vicdani ret hakkının yıllardır süren ihlaline dair uluslararası insan hakları mekanizmaları önünde yaşanan kritik bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Türkiye’de vicdani ret hakkı, uluslararası insan hakları mekanizmalarının ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına rağmen hâlâ tanınmıyor. Vicdani retçiler sadece kanaatlerinden dolayı yargılanıyor, hapis cezalarıyla karşı karşıya kalıyor ve gündelik hayatlarını felce uğratan, AİHM’in “sivil ölüm” olarak tanımladığı ağır hak ihlallerine maruz bırakılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 2015’ten bu yana tek bir vicdani ret başvurusunu dahi karara bağlamamış olması, iç hukukta etkin bir yol bulunmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Bu tablo karşısında, vicdani retçi İnan Mayıs Aru adına 2025 Haziran ayında, iç hukuk yolları tüketilmeksizin yapılan AİHM başvurusu kayda alınmış ve yargılama süreci resmen başlamıştır. Vicdani Ret İzleme ve İfade Özgürlüğü Derneği’nden Avukat Kerem Altıparmak işbirliği ile hazırladığımız bu başvurunun, AİHM tarafından kayda alınmasıyla oldukça bir adım atılmış oldu. Bu gelişme, Türkiye’de vicdani ret hakkının sürekli ihlal edilmesinin uluslararası düzeyde yargılanması bakımından kritik bir dönüm noktası anlamına geliyor.
Vicdani retçi İnan Mayıs Aru, yıllardır süren davalar ve cezalar karşısında yaşadığı durumu şu sözlerle dile getiriyor: “Devlet yıllardır para cezaları, davalar, gözaltılar, cezaevleri, seyahat ve çalışma engelleriyle hayatlarımızı askıya alarak bizi belirsizlik içinde bırakıp usandırarak irademizi teslim almaya çalışıyor. ‘Sivil ölüm’ dayatmasıyla yaşamlarımız genişletilmiş bir açık cezaevine çevriliyor. Biz vicdani retçiler yalnızca askere gitmeyi değil, hayatın doğal düzeni gibi sunulan itaati, militarizmi ve tahakküm kültürünü de reddediyoruz. Savaşı normalleştirerek şiddeti gündelik hayatın her alanına yayan düzene karşı yaşamın tarafını tutuyoruz. Hiçbir devlet, hiçbir ordu, hiçbir mahkeme insan vicdanından büyük değildir.”
Avukat Kerem Altıparmak ise sürecin önemini şu şekilde değerlendiriyor: “AİHM, vicdani retçiler özelinde artık Anayasa Mahkemesi’nin etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini bu başvuru sayesinde tartışacak. Bu başvuru karara bağlanmadan ya Anayasa Mahkemesi AİHM içtihadının gereğini yapacak ve iç hukukta da vicdani ret hakkını tanıyacak. Veya sessizliğini devam ettirecek ve AİHM vicdani ret hakkı bakımından Anayasa Mahkemesi’nin etkili hukuk yolu sayılamayacağını ilan edecek. Her iki sonuç da vicdani ret mücadelesi açısından çok kritik bir anlam taşıyor.”
2025 yılı itibarıyla AYM önünde 62 bireysel başvuru yapılmasına rağmen tek bir karar çıkmamış olması, AYM’nin etkin bir iç hukuk yolu sunmadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle AİHM’in süreci başlatmış olması, yıllardır görünmez kılınan hak mücadelesini yeniden gündeme taşımaktadır.
Bugün, 15 Mayıs Uluslararası Vicdani Ret Günü’nde bir kez daha hatırlatıyoruz:
Türkiye, imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeler gereğince vicdani ret hakkını bir an önce tanımalı; vicdani retçilerin yıllardır maruz bırakıldığı zincirleme hak ihlalleri, bitmeyen yargılamalar, cezalandırmalar ve “sivil ölüm” uygulamaları derhal son bulmalıdır.
Çünkü; vicdani ret haktır!
Vicdani Ret İzleme
15 Mayıs 2026


