Uğur – Can Başkent

Geçen sene temmuz ayı başında Uğur’un vefat ettiği haberini aldım. Sonrasında da Cunda’da toprağa verileceğinin. Yakınlardaydım, kalktım cenazesine gittim.

15/08/2023
Geçen sene temmuz ayı başında Uğur’un vefat ettiği haberini aldım. Sonrasında da Cunda’da toprağa verileceğinin. Yakınlardaydım, kalktım cenazesine gittim.

Uğur Yorulmaz, 2000’lerin cavcavlı vicdani ret hareketi kuşağının bilinen isimlerindendi. İlginç ve komik bir öyküsü vardı; askeri lise öğrencisiyken kendini okuldan attırmış –ki bu kolay iş değil–, sonrasında da kendini yetiştirip bilgisayar programcısı olmuştu. O yıllardaki her vicdani ret eyleminde Uğur’u görmek mümkündü. Hoş, aslında görmemek namümkündü; uzun boylu, iri yarı, tatlı bir gülümsemesi olan bir adamdı. Keza o yıllarda üretilen Ret 1111 filminde de yer almıştı. Ret 1111 vicdani ret meselesini anlatan, serinkanlı ama sempatik bir kısa filmdi. 1111 de askerlik kanununun numarasıydı işte.

Uğur’un cenazesi dinsiz imansız anarşisti bol bir törendi. Buna benzer her törende olduğu gibi tuhaf bir elektrik vardı ortamda. Bizler Müslümanların camisine girmeyip, dışarıdan cenazenin “kalkmasını” bekledik. Sonrasında Cunda mezarlığına gittik. Uğur toprağa verildi. Koca adamın mezara indirilişini inledik içimiz ezile ezile.

Uğur kansermiş. Agresif, tedavisi falan olmayan türünden. Bir süre saklamış meseleyi. Sonra saklanamayacak hâle gelince, anlaşılan, sona yaklaşılmış. Benim de bunların hiçbirinden haberim yoktu. Ne kendimi hazırlayabildim ne de koca adamın gidişine ayak uydurabildim.

Cenazelere artan oranda katıldıkça dine olan yaklaşımımın yumuşadığını, dini bir sosyal kurum olarak güzelleyip normalleştirdiğimi sanmayın. Elbette farkındayım asırlar boyunca dinin doğumdan ölüme insan hayatının önemli evrelerini sistemleştiren ve düzenleyen bir kurum olarak ortaya çıktığının. Teolojik kısmı bir yana, ki insanların çoğunun bu umurunda bile değildir, dinin etkisinin hâlâ sürmesinin belki de en önemli nedeni budur. Hâliyle, bir dinsiz olarak benim de cenazelerde elim ayağıma dolaşıyor. Buna alıştım alışmasına da alternatifini yaratmada oldukça yavaşım. Hatta siyasi gündemimin bir parçası bile değil bu hazırlıklar. Bundan sonra cenazelerine gideceğim okurlar buna kendilerini hazırlasınlar!

Uğur’un ve birçok dostumun “dava uğruna” ölmemiş olması beni mutlu ediyor. İdeolojilere ciddi bir sadakatim olmasına rağmen, onlar için ölmek hâlâ bana saçma geliyor. Dostlarımın da dava uğruna ölmemesine ama tonla başka fedakârlık yapmasına da daima şapka çıkarıyorum. Uğur da bu dostlarımdan biri.

Ölümün yaşamaktan kötü olduğuna beni ikna eden, Nagel’in meşhur makalesiydi.(0) Mesele sadece aceleci Nagel talebelerinin iddia edebileceği gibi ölümün bizi hayattan “mahrum” etmesi değil. Mesele, acısıyla tatlısıyla hayatın iyi bir şey olması. Benim bunu kavramam uzun zaman aldı. Ama Uğur sanırım benden çok önce bunu anlamıştı. Hâliyle onun kaybı daha büyük bir boşluk bıraktı.

Hâliyle bence Uğur’un başına kötü bir şey geldi. Uğurböcekleri ona şans getirmedi belki de. Ama yine de Uğur güzel bir şey yaşadı. Bizlerle de güzel bir hayat paylaştı.

Uğur’un vefatı üzerine yazarak düşünmek istiyordum. Ancak bir sene sonrasında bunu becerebildim. Buna da şükür.

(0) Thomas Nagel, “Death”, Noûs, 1970, vol. 4, no. 1, s. 73-80.

Kaynak: manifold

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org