Askerin boşluğuna kim yerleşecek? – Can Dündar
Türk siyasetinin en önemli aktörü emekli oluyor. Gönüllü değil zorunlu bir emeklilik bu; sahneden kovuluyor.
Türk siyasetinin en önemli aktörü emekli oluyor. Gönüllü değil zorunlu bir emeklilik bu; sahneden kovuluyor.
Başkalarını böcek gibi gören militarizmle, başkalarını böcek gibi görerek mücadele edemezsiniz! Savaşla beslenen militarizmle, savaşla beslenerek, savaş besleyerek mücadele edemezsiniz. Otoriterlikle kardeş olan militarizmle, otoriterlikle kanka olarak mücadele edemezsiniz! Şunu yapabilirsiniz: O militarizm başkalarının değil, sizin malınız olur.
Bir yandan orduyu güvenliğimiz için besliyoruz, donatıyoruz, ama diğer yandan da namlusunu bize yöneltmesinden korkuyoruz. Bu paradoksu nasıl, hangi kurumsal mekanizma ile aşarız?
Batı demokrasilerinde ordu teşkilatlarının “dağıtılmış yetki ve koordinatör genelkurmay” mantığı üzerine kurulmasının temel nedeni, askeri kurumların elinde yetki toplanmasını ve sistemlerin askerileşmesini engellemektir.
Şiddet kısa vadede “başarılı” olsa bile uzun vadede genelde intikam ve karşı-şiddete yol açar ve böylelikle yüzyıllardır süren ‘şiddet sarmalını’ idame ettirir.
Darbe girişiminin TSK’daki yayılımının oranı hakkında kesin bir saptamada bulunmak 15 Temmuz’u izleyen ilk günlerde imkansız görünse de, tüm birliklerin en az üçte biri ile en fazla yarısını değişen ölçülerde kapsayan bir darbeci hareketlenme yaşandığını söylemek abartılı olmaz.
Geçen haftanın bir başka kazananı da vicdani ret fikriydi. Sorgulamanıza izin verilmeyen emir-komuta zincirlerinin masum insanları nasıl yanlış oyunlara alet ettiğini tüm Türkiye gördü.
Türkiye’de iktidar daima korku üzerinden işler ve nesnel fikriyatı kabul etmez. Erdoğan’ın hükümeti de buna dahil. İktidarı isteyen bütün gruplar özgürlükten korkarlar. Tehlikeli olan da budur
Şunu diyorum; devlet ve iktidardaki çekirdek bir kadronun organize ettiği, gerçekleşeceğine samimiyetle inanan askerlerin provoke edilerek işe dahil edildiği; hatta cumhurbaşkanının güvenli bir yere gönderilerek olası ‘kazaların’ da hesaba katıldığı ‘kontrollü bir darbe’ olabilir mi?
Bu ülkenin artık sahici bir demokratik ufku olmalı. O ufuk, “darbeye karşı temel direnç”in “her biçimde anti-militarizm”le, “herkes için demokrasi”yle, “herkese hak ve özgürlükler” ile tesis edilmesidir; sürek avları, sürekli düşman ilanıyla, “linç, cihat” ve kafa kesmeye bile meyleden öfkeyle değil!