Türkiye’nin Vicdani Ret sınavı: Yasa dışı, yalnız ve zorlu

Türkiye Devleti, imzacısı olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve AİHM kararlarına rağmen, vicdani ret hakkını yok sayma ısrarını hala sürdürüyor. Anayasa Mahkemesi önündeki vicdani ret dosyaları, herhangi bir karar verilmeksizin, yıllardır sonuçsuz bir şekilde bekletiliyor.

15 MAYIS VİCDANİ RETÇİLER GÜNÜ

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin tavsiyelerine rağmen vicdani ret hakkını yasal olarak tanımış bir ülke değil. Türkiye’deki vicdani retçiler, Milli Savunma Bakanlığı’nın gönderdiği “işten çıkarın” yazısı ile ekonomik şiddetle karşı karşıya. Peki başka ne gibi sorunlar yaşıyorlar? Çözüm yolları nereden geçiyor?

Bugün 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü.

Vicdani ret, inanç, din ve vicdanla ilgili nedenlerden ötürü askerlik hizmetini yapmayı tamamıyla reddetmek ve / veya silah kullanımının gerekmeyeceği görevlerde yer almayı istemek anlamına geliyor.

Vicdani retçiler, sadece asker olmaya itiraz etmez aynı zamanda militarizmle doğrudan mücadele eder.

Dünyada savaş karşıtı hareketin bir parçası olarak yükselen Vicdani Ret Hareketi, Türkiye’de 1989 sonunda Tayfun Gönül ve Vedat Zencir ile gündeme geldi.

Türkiye’nin demokrasi ile olan sınavında, AKP’nin ilk yıllarında ve çözüm süreci adı verilen dönemde, vicdani retlerini açıklayanların sayısı her geçen gün artarken, bugün özellikle politik baskı ve beraberinde getirdiği ekonomik baskılardan dolayı vicdani retlerini açıklayan kişilerin sayısı oldukça azaldı.

Öyle ki baskılardan dolayı haraketin gücünü taşıyan ve gösteren Vicdani Ret Derneği de kapandı ve yerine Vicdani Ret İzleme ekibi oluşturuldu

“Çoklu hak ihlalleri ile karşı karşıya kalıyorlar”
Yaklaşık dört yıldır vicdani retçilerin ve zorunlu askerlik yükümlülerinin mevcut durumlarını, yaşadıkları insan hakları ihlallerini ve karşı karşıya kaldıkları yargılamaları izleyen ve raporlayan, ekipten avukat Merve Arkun’a göre, vicdani retçiler birden çok hak ihlali ile mücadele etmek zorunda bırakılıyor:

“Yürüttüğümüz izleme çalışmasında, vicdani retçilerin birden çok hak ihlaline maruz kaldığını, bu durumun vicdani retçilerin hayatında “sivil ölüm”e varan bir duruma yol açtığını net bir şekilde görebiliyoruz.”

“Bugün Türkiye’deki vicdani retçiler çalışma hakkının ihlalinden, eğitim hakkının ihlaline, seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasından aynı suçlamayla birden çok kez yargılanma riskine kadar uzanan geniş bir yelpazede kısıtlama ve hak ihlalleriyle karşı karşıya. Bu yelpazede göze çarpan ilk hak ihlallerinden biri çalışma hakkının ihlali.”

“Askerealma Kanunu’na göre bakaya ve yoklama kaçaklarının istihdam edilmesi yasak, bu kişileri istihdam eden işverenler de hapis cezasına varan risklerle karşı karşıya. Bu sebeple, vicdani retçiler, yoklama kaçakları ya da bakayalar sigortalı bir işte çalışamıyor, kayıt dışı koşullarda çalışmaya zorlanıyor.”

“Bunun yanında, başka bir örnek daha vermek gerekirse, GBT ve kimlik kontrolleri ile “yoklama kaçaklarının ve bakayaların takibi” başlıklı Askeralma Kanunu’nun 26. maddesinin uygulanması da, doğrudan, vicdani retçilerin GBT kontrollerine tabi tutulması ve haklarında yakalama ve tutanak düzenlenmesi sonucunu doğuruyor.”

“Vicdani retçiler için her bir tutanak bir para cezası (ve ilerleyen süreçlerde de) ceza davası anlamına geldiğinden, vicdani retçiler, bu tutanaklardan kaçınmak için, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması riskiyle sürekli olarak karşı karşıya kalıyor. Ayrıca otel gibi kimlik bilgilerinin kaydedildiği yerlerde konaklamaktan da imtina ediyorlar.”

“Zincirleme olarak yeni hak ihlallerine neden oluyor”

Geçtiğimiz yıl boyunca, vicdani retçilerin ve zorunlu askerlik yükümlüsü kişilerin en sık karşılaştığı hak ihlalleri resmi kurumlarda çalışamamak, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması ve sigortalı çalışamamak olarak belirtildi. Vicdani Ret İzleme’ye 2023’te ulaşan 31 kişi askerlik yükümlüsü olmaları sebebiyle resmi kurumlarda çalışamadığını, 30 kişi seyahat özgürlüklerinin kısıtlandığını iletti.

Arkun, bu verilerin, zorunlu askerlik hizmetinin kişilerin yaşantısında yol açtığı hak ihlallerinin nasıl katmerlendiğini açıkça gösterdiğini söylüyor:

“Bugün, Türkiye’de vicdani ret hakkının ihlalinin, vicdani retçilerin hayatında oldukça geniş bir yansıması var. İzleme çalışmasında fark ettiğimiz şey, vicdani ret hakkının ihlalinin, zincirleme olarak yeni hak ihlallerine yol açıyor olması.”

Peki çözüm…
Türkiye Devleti, imzacısı olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve AİHM kararlarına rağmen, vicdani ret hakkını yok sayma ısrarını hala sürdürüyor. Anayasa Mahkemesi önündeki vicdani ret dosyaları, herhangi bir karar verilmeksizin, yıllardır sonuçsuz bir şekilde bekletiliyor.

Haziran önemli bir dönemeç olacak
Arkun, AİHM’in 2006 tarihli Ülke/Türkiye kararını hatırlatıyor:

“Üzerinden neredeyse 20 yıl yıl geçmiş olmasına rağmen, Türkiye devleti hala vicdani ret hakkını tanımıyor, zorunlu askerlik yapmak istemeyen vicdani retçilerin karşı karşıya kaldığı kısıtlamaların, hak ihlallerinin, yargılamaların katmerlenerek artmasına yol açıyor. Bu durum, elbette, Türkiye’de giderek derinleşen insan hakları krizinin de bir parçası.”

“Yaklaşık 4 yıldan bu yana, özellikle uluslararası insan hakları mekanizmalarına yönelik raporlama çalışmalarımızda fark ettiğimiz bir şey var, Türkiye Devleti vicdani ret hakkının tanınması noktasında oldukça kaçamak hareket ediyor.”

“Son olarak geçtiğimiz yıl Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye Devleti’ni AİHM’in Ülke Grubu’ndaki bulgularını ele alacak somut yasal değişiklik önerilerinin yanı sıra askerlik hizmetine karşı vicdani ret hakkının tanınmasına ilişkin siyasi ve pratik tedbirleri içeren bir “eylem planı” sunmaya çağırdı, bir eylem planı sunulmadığı takdirde ise bir yıl içinde geçici bir çözüm için bir karar kabul edeceğini belirtti.”

“Bir yıllık süre, önümüzdeki Haziran ayında doluyor. Haziran ayında hükümetin Bakanlar Komitesi’ne sunacağı eylem planını merakla bekliyoruz ve sürecin takipçisiyiz. Önceki yıllarda Türkiye tarafından sunulan eylem planlarına baktığımız zaman Türkiye’nin vicdani retle ilgili somut bir eylem planından oldukça uzak olduğunu görüyoruz.”

“Ancak uluslararası sözleşmelerin ilgili maddeleri, uluslararası insan hakları mekanizmalarının süreç üzerindeki yetkisi oldukça açık. Dolayısıyla, Türkiye’nin, vicdani ret hakkına dair somut bir adım atmaktan başka yolu yok.”

Arkun’un bir de çağrısı var: “Tüm bunların yanında, Türkiye’de insan hakları krizi artık giderek derinleşiyor ve buna bağlı olarak mücadele alanı da giderek çeşitleniyor. Vicdani ret hakkının bir insan hakkı olduğu kabulüyle, Türkiye’de insan haklarının iyileştirilmesi/geliştirilmesi alanında çalışma yürüten insan hakları kurumlarını/örgütleri de vicdani ret hakkına dair işbirlikleri geliştirmeye, bu hakkın savunuculuğunu güçlendirmeye çağırıyoruz.”

Üçpınar: BM ve Avrupa Konseyi bu hakkı tanıyor ve koruyor

Avukat Hülya Üçpınar, vicdani ret hakkının Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından bir insan hakkı olarak tanımlandığını ve korunduğunu hatırlatıyor, ancak, Türkiye’nin yasal olarak bu hakkı tanımadığını söylüyor:

“Askerlik 20-41 yaşları arasındaki her erkek için zorunlu ve vicdani retçilerin başvurabileceği hiçbir mekanizma yok maalesef. Bunun sonucu olarak vicdani retçiler birçok insan hakkı ihlali, kısıtlama, yargılama ve cezalandırma zinciriyle karşı karşıya kalıyor.”

“Retçiler hakkında öncelikle askere gitmedikleri için her GBT’ye denk geldiklerinde bir tutanak düzenleniyor ve bu tutanaklar hem idari para cezası ve hem de ceza davalarının dayanağını oluşturuyor. Ceza davalarının sonucunda hapis cezaları verilse de genel olarak paraya çevriliyor. Ancak para cezaları, retçilerin banka hesaplarına bloke konması ile sonuçlanabiliyor.”

“Pek çok vicdani retçi, askerliğini yapmadığı için sosyal güvencesi olan işlerde çalışamadıkları gibi para cezaları sonucunda hesaplarına bloke konması riski nedeniyle ücretlerinin yatırılacağı banka hesaplarına sahip olamıyor. Ücretlerini başkaları adına açılmış hesaplardan ve elden almaya çalışıyorlar. Bu durum gündelik hayatlarını zorlaştırdığı gibi kredi çekme, vize alma gibi hesap hareketi gerektiren kayıtlara da sahip olamıyorlar.”

Üçpınar da tıpkı Arkun gibi, Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) yaptığı bir uygulamayı Vicdani Retçilerin yaşadığı sorunlara somut bir örnek olarak gösteriyor:

“MSB, İşyerlerine yazı gönderiyor ve askerliğini yapmamış kişilere askere gideceğine dair bir tutanak imzalatmasını, imzalamazsa kişilerin işten çıkarılmasını aksi halde işyerine ceza davası açılacağını bildiriyor. Bu uygulamayı reddeden vicdani retçiler için bu süreç her zaman işten çıkarılma ile sonuçlanıyor.”

“Zaten askerilik, kamuda çalışmanın bir ön koşulu olduğu için retçilerin olağan koşullarda iş bulması oldukça zor. Bu da sosyal güvenlikten yararlanamamak, uygun sağlık hizmeti alamamak, emeklilik hakkı kazanamamak gibi sosyal hakları etkiliyor.”

“Avrupa Konseyi izliyor”
Üçpınar’a göre, Türkiye’deki vicdani retçilerin hukuken sorunlarının çözülmesi için yasal bir düzenleme yeterli:

“Çünkü Anayasa’da vicdani reddi kısıtlayan herhangi bir düzenleme yok. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi önünde (bizim bildiğimiz) yaklaşık olarak 50 vicdani ret başvurusu bekleme halinde. Türkiye ve vicdani ret dosyaları ‘Ülke grubu’ adı altında 2007 yılından bu yana Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından izleniyor.”

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye ile ilgili kararlarında tekrar tekrar bir vicdani ret yasasının ve vicdani reddi inceleyecek bir mekanizmanın yokluğundan bahsediyor.”

Üçpınar, çözüm noktasında Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin kararlarına uyması; gerekli yasal düzenlemeleri yaparak yasaların Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

“Birini öldürmek istemiyorum demek çok kıymetli”
Peki Vicdani Retçiler ne diyor? Alper Yalçın, 2019’da vicdani reddini açıkladı.

Yalçın’a göre, ekonomik baskı çok yoğun çünkü sigortalı işlerde çalışamıyorlar:

“Devletin uyguladığı ekonomik şiddeti çok yoğun hissediyoruz, kayıt dışı çalışmaya zorlanıyoruz ve sağlık hizmetlerine erişim de sorun yaşıyoruz.”

“Vicdani ret hakkı mücadele ile kazanılır”
Yalçın, çözüm yolunda hukuk kadar siyasi iradenin de önemli olduğunu söylüyor:

“Bana hukuku aşan bir şeymiş gibi geliyor. Siyasi iradeye baskı yapmak gerekiyor. Sendikalar, siyasi partiler, insan hakları örgütleri, buranın gündeminde olmasını bekliyoruz. Dayanışmayı buradan örmek gerekiyor. Tarihte hiçbir hak devletin bir anda verdiği bir şey olmamış hep mücadele ile kazanılmış. Vicdani ret hakkının da ancak böyle kazanılacağını düşünüyorum.”

Yalçın, vicdani retçilerin, sadece dava açıldığında gündeme geldiğini belirterek, savaşa karşıtı bu hareketin daha da desteklenmesi gerektiğini söylüyor:

“Vicdani reddini devletin militarist aklını reddettiği için ilan edenlerin yanı sıra daha çok ahlaki temele dayalı açıklayanlar da var. Eline silah almamayı istemek çok önemli geliyor bana. Savaşa karşı çıkmak, birini öldürmek istemiyorum demek çok çok kıymetli.”

“Her ne kadar sorunlar yaşasak da ben bu sorunları dayanışma ile aşacağımıza, aştığımıza, gücümüze inanıyorum. Yaşasın onurlu mücadelemiz diyorum ve herkesi de vicdani ret konusunda düşünmeye davet ediyorum.”

Kaynak: Bianet

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org