Vicdani retçiler, gençleri vicdani retlerini açıklamaya çağırıyor

Vicdani Ret Derneği Eş Başkanı Gökhan Soysal, vicdani retçi Ercan Aktaş, vicdani retçi Sergen sucu ve vicdani retçi Bülent Bektaş gençleri savaşın ortağı olmamaya çağırıyor.

Türk ordusunu reddedin

17 Şubat 2021
Barış, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesi vererek Türk ordusunun savaş elemanı olmayı ve savaşı reddeden vicdani retçiler, AKP-MHP-Ergenekon iktidarının savaş politikalarına karşı gençleri vicdani retlerini açıklamaya, savaşın ortağı olmamaya çağırıyor.

Uzun yıllardır vicdani ret mücadelesi içinde aktif olarak yer alan sosyal bilimci yazar Ercan Jan Aktaş, Türkiye’de yaşayan gençlere bir kez daha “Türkiye’nin ırkçı ve militer politikalarına ortak olmayın. TSK’nin bir ferdi olmayın. Bütün bu ırkçı ve militer politikalara karşı vicdani reddinizi yapın” diye seslenirken ailelere de “Çocuklarınızı koruyun, çocuklarınızı bu şiddet ve savaş iklimine teslim etmeyin, onları askere göndermek için teşvik etmeyin” çağrısında bulundu.
Vicdani Ret Derneği’nin verilerine göre; Türkiye’de 1989’dan bu yana 600 kişi vicdani reddini açıkladı. Vicdani ret hakkı; Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde düzenlenen din ve vicdan özgürlüğünün koruması altında bulunuyor. Türkiye’de ise Avrupa Konseyi’ne üye olmasına rağmen “Vicdani ret” hak olarak tanınmıyor.

Uzun yıllardır vicdani ret mücadelesi içinde aktif olarak yer alan Ercan Jan Aktaş, yükselen savaş politikalarının Anadolu ve Mezopotamya’yı halkların ve inançların mezarlığına çeviren Teşkilat-ı Mahsusa aklı ile yeniden reorganize etmek amacıyla yürütüldüğünü belirtti. Muhabirimiz Miheme Porgebel’e konuşan Aktaş, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başında bulunan Erdoğan adeta her günün sabahında halkına müjde verircesine yeni savaş ve çatışma alanlarına insanları büyük bir keyifle gönderiyor” dedi.

Irkçılık ve militarizme ortak olmayın

Türkiye’nin 2023 planı olduğunu hatırlatan Aktaş, “Bu plan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına denk geliyor. 2014’ten bu yana da bu plana çalıştıklarını düşünüyorum. Bu planı gerçekleştirmelerinin önündeki en büyük engel olarak da Kürtleri görüyorlar. Bu yüzden Kürdistan’ın adeta karış karış her toprak parçasındaki direnişleri kırmak için ellerinden geleni yapıyorlar” diye konuştu. Vicdani retçiler olarak uzun yılladır Türkiye’nin ırkçı ve militer yapısına dikkat çektiklerini anımsatan Aktaş, şunları ifade etti: “Türkiye’de yaşayan gençlere her zaman bir çağrımız var. Bunu bir kez daha yineliyorum: Türkiye’nin ırkçı ve militer politikalarına ortak olmayın. TSK’nin bir ferdi olmayın. Bütün bu ırkçı ve militer politikalara karşı vicdani reddinizi yapın. Ailelere de bir cümlem var; Özellikle de Kürt ve de Alevi aileler çocuklarınızı koruyun, çocuklarınızı bu şiddet ve savaş iklimine teslim etmeyin, onları askere göndermek için teşvik etmeyin.”

Savaş ve düşmanlıktan besleniyor

Bir diğer vicdani retçi Sergen Sucu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulduğu günden beri işgal, savaş, kıyım ve soykırımdan beslendiğini belirterek, şunları söyledi: “Her gelen iktidar ve devlet yönetimi kendi yerini sağlamlaştırabilmek için savaş argümanlarını kullandı. Bu Mustafa Kemal döneminde de Tansu Çiller döneminde de AKP döneminde de böyleydi. Halkların talebi veya ihtiyacı önemsenmeksizin Türk-İslam politikaları ile Türkiye sınırlarında yaşayan diğer halklar ve inançların yanında sınır komşularına karşı da bir düşman hukuku sergilendi. Daima savaş politikalarına sığındılar.”
Türk iktidarının, savaşı kutsamadığı tek bir günün yokluğuna, aslında savaşmaktan başka bildikleri hiçbir şey, tek bir politikanın dahi olmamasına dikkat çeken Sucu, “Kıyım, cinayet, taciz, tecavüz ve savaştan beslenen bir zihniyetten yaşamın sosyal, sağlık, eğitim, kültür gibi alanlarında politika üretebilmesini beklemek pek de anlamlı değil. Toplum için sürekli zıt kutuplar yaratıp kaostan beslenmek ancak yoksunluğun ve yetersizliğin göstergesi olabilir. Kendi çocukları bir gün bile askere gitmezken boy boy reklamlarla yoksul halkın çocuklarına askerliği vatan borcu gibi gösterip savaş sevdiriciliği yaparlar” şeklinde konuştu.
Sergen Sucu, işgale, savaşa, kıyıma karşı en büyük öz savunma aracının vicdani ret olduğunun altını çizdi.

Cesur olmaya ihtiyacımız var

Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Gökhan Soysal ise Türkiye’yi yönetenlerin iç politikadaki sıkışıklık, ezilmişlik ve çaresizlikten dolayı iktidarlarını kaybetmemek için milliyetçi politikalara yönelmek zorunda olduklarını belirtti. Vicdani Ret Derneği olarak ilk yaptıkları şeyin, savaşların insan kaynağını azaltmaya veya yok etmeye çalışmak olduğunu kaydeden Soysal, şunları dile getirdi: “Her ne koşulda olursa olsun savaşa karşı tutumuzu sürdüreceğiz ve insanlara savaşın sorun çözmekten çok sorunları çoğaltıp derinleştirdiğini anlatmaya devam edeceğiz. İstediğimiz dönüşümün kendimizden başladığını ve kendimizi değiştirebilirsek ancak çevremizdeki insanları, dolayısıyla bütün bir toplumu değiştirebileceğimizin farkındayız. Bu yüzden örgütlenmeye ve cesur olmaya ihtiyacımız var.”

Devlete hizmet etmeme kararı

MA’dan Zemo Ağgöz’e konuşan vicdani retçi Bülent Bektaş, yıllardır savaş politikalarına karşı askere gitmiyor. Üniversiteyi Amed’de okuyan Bektaş, savaşın ve militarizmin boyutlarına çok yakından tanık olduğunu belirtti. Bektaş, “O korkunçlukla beraber zaten bir orduya, devlete karşı olan olumsuz bakışım pekişti. Belki de o zamanlarda ben kararımı vermiştim. O zamanlar içten içe ‘ben askerlik yapmayacağım ve bu devlete de hizmet etmeyeceğim’ bakışı bende vardı” dedi.
Vicdani reddin Türkiye’de bir hak olması durumunda çok sayıda kişinin askere gitmeyeceğini dile getiren Bektaş, şöyle devam etti: “Bahsedilen ‘şanlı savaşlarda’ bile savaşanlardan çok asker kaçakları ve firar edenler vardı ki kayıtlar bunu gösteriyor. Aklı başında birisi ve birazcık içinde sevgi kırıntısı olan biri askerlik yapmaz. Bu durum Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu paradigmayı da değiştirirdi. Türkiye’de yıllardır süren bir savaş var ve bu savaş militarizmle yürütülüyor. Militarizm; eğitimden siyasetine, kültürüne her şeye o kadar çok sirayet etmiş ki belki de savaşı durdurmanın önündeki en büyük hamle bu olurdu. Türkiye’deki savaşın kökeninde Kürt halkının doğuştan sahip olduğu hakların verilmemesi, gasp edilmesi var.”
Devletlerin, savaş gibi büyük suçları icra ederek kişilere her zaman ihtiyaç duyduğunu ifade eden Bektaş, “Bu kişileri yasalarla, törelerle ya da eğitim sistemiyle imal etmeye çalışır. Bizim ülkemizde de bu böyle. Umarım herkes hayatı, savaş ve işgalin amasız fakatsız ve yorumsuz ne demek olduğunu görür ve devletin makbul yurttaşı olmak yerine özgür birey olmanın yolunu seçer” ifadelerini kullandı.
Siyasi mücadelenin sorumluluğunu ve yükünü, dilleri, kültürleri, varlıkları yok sayılan Kürt halkına yüklemenin adil olmadığını kaydeden Bektaş, hak ve özgürlüklerden yana olan tüm kesimlerin bunu üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Özgür Politika

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org