‘Eğitim zayiatı’ Ayhan Yılmaz kimdir? – Ercan Jan Aktaş

Ayhan Yılmaz’da bu yüz binlerce “eğitim zayiatı” sayılan kişilerden biriydi. Devletin militer sistemi onun hayatında çok şeyini alıp gitmişti, ancak insan sevgisini alamamıştı.

Bu ülkenin sokakları pek tekin değil. Her an bir yerinde hayatına son noktayı koyacak kadar tekin değil. Bu hafta tam da böyle iki ölüm yaşadık. 22 Mayıs günü Uğur Kurt bir yakını için gittiği Okmeydanı Cemevinde polis kurşunu ile yaşamını yitirdi. Bütün bu sürecin başlangıcı “Liseli Dev Genç” pankartı taşıyan “Soma katliamı” ve “Berkin Elvan” için sloganlar atan liseli öğrencilerin eylemi. Bu ülkede 15 yaşında bir çocuğun sokaklar ile olan ilişkisi polis kurşunları ile son buldu. Bundan önce de çok yaşadık bunları. Ölmek bu kadar kolay bu ülkede; ekmek almaya giderken, cemevi bahçesinde beklerken, okuluna giderken, evin kapısında babanla kamyona yük yüklerken, ya da kırlarda kuzu otlatırken… Ölümler bu kadar kolay, ama bu ölümlere hayır demek, eleştirmek, katillerin peşine takılmak “suç”tur.

Bu kez bir başka ölüm daha indi sokaklara. Ayhan Yılmaz. Bir arkadaşı; “Kahvehane var burada. Sabahları temizliğini yapar. Hayvanlara ekmek verir. Birilerinin işini yapınca sadece tek dal sigara isterdi” diye anlatır Ayhan’ı. O gün Okmeydanı’nda yaşananların ne olduğundan çok uzaktı Ayhan. Zira Ayhan’ın hayatı çok daha önceden kesintiye uğramıştı: “Askerlik sürecinde bir ton işkenceye maruz kalmış. Yıllarca sürmüş askerlik cezası. Yaşadıklarını kaldıramayan Ayhan yıllarca psikolojik tedavi görmüş. Ardından akli yetisini tamamen kaybetmiş.” Bu cümleler de hayatlarımıza hiç yabancı değil. Bu ülkenin sokaklarında şu an yüz binlerce Ayhan Yılmaz dolaşmaktadır. Bu insanlar zorunlu askerliğin kurbanlarıdır. Hemen hemen hepimizin hayatının bir yerinde, ötesinde berisinde vardır böylesi hikâyeler.

Bu ülkede belirli bir yaşa geldiğinde erkeklerin hayat yetileri ellerinde alınır. Daha 1960’ların başında askerlik süresi 24 ay, yani iki yıldır, 1995’e kadar 18 ay, zamanla değişime uğrar ve bugün bu süre 12 aydır. Bu süre içinde TSK senden her şeyini alır. Kışla duvarlarından içeriye adımını attığında sadece sivil kıyafetlerini değil, düşünce/eleştiri yetini, aklını, vicdanını dışarıda bırakman istenir. Senden bu süreç içinde istenen tam bir biattir. Hatta bu uygulamalar öylesine yerlere vardırılır ki, bir köle dışında bir şey değilsindir. Uygulamaları bu kadar ve de ağır olan bir sürecin içine girmek isteyebilir? Hiç kimse. Cumhuriyet tarihi erkeklere bu eğitim ile geçti. Zorunlu askerlik sürecinde yaşananlar akla uygun değildi, ancak bir şekilde insan “razı” edildiler.

Askere giden her erkek bir şekilde kışla içinde yaşanan şiddetin bir şeklini yaşadı. “Erkek” olmak öyle bir şeydi, ‘ne olursa olsun burası kışla, burada yaşananlar burada kalır’ mantığı içinde kaldı çok şey. Devletin kendi rakamları ile son yirmi yıl içinde sadece 2240 kadar asker bir şekilde kışla içinde yaşamını yitirdi. Bizler bu ölümlerin TSK tarafından ifade edildiği gibi “kaza”, “şakalaşma”, “intihar” olmadığını, son yıllarda bu asker ailelerinden de gelen itirazlar ile daha yakından öğrendik. TSK bütün bu ölümleri kendisi açısından “eğitim zayiatı” olarak arşivledi. Bu yaklaşım askeri mantık içinde bir yere otuyordu. Eğitimin olduğu yerde zayiat da olacaktı tabi. Böylelikle çatışma dışında yaşanan bütün ölüm, sakat kalma, ruh sağlığını yitirme olayları “eğitim zayiatı” olarak ailelere de ifade edildi.

Ayhan Yılmaz’da bu yüz binlerce “eğitim zayiatı” sayılan kişilerden biriydi. Devletin militer sistemi onun hayatında çok şeyini alıp gitmişti, ancak insan sevgisini alamamıştı. Arkadaşının anlatısı; “Çocuklarla oynardı hep. Onları çok severdi. Biri biraz para verse gider çocuklara bir şey alırdı. Kimseye zararı yoktu, konuşmazdı. Sessizce gülerdi hep…” sessizce çekip gitti sokaklarda. Son resmi hafızalarımızdan silinmeyecek. Aldığı şarapnel yarası ile yerde uzanmış ölmeyi beklerken ellerinde uzun namlulu silahları ile polisler yeni avlarının peşindeydiler. Onlar hep avladılar. Onlar bu devletin güvenliği ve gönenci için ellerinde silah beklediler. Kimisi kışla içinde yeşil, kimisi de sokaklarda lacivert üniformaları ile hep avladılar. Bu ülkenin başbakanı bu ölümlerden sonra bile çıkıp “ben polislerin sabrına şaşıyorum” diyebiliyor.

Devlet aklı içinde hayatlarımız gün be gün gasp edildi. Edilmeye de devam ediyor. Kışla da bunun bir parçası. Artık kışla içinde yaşanan insanlık dışı bütün uygulamalar açığa çıkarılmalı, devlet kışla içinde sakat bıraktığı, ruh/akıl sağlığını aldığı bütün insanlardan özür dilemeli ve artık bitmeli bu ölümler. Ancak kendiliğinden olmayacak. Bunun için sokakları daha çok doldurmalıyız “kaçak değil, vicdani retçiyim” diyerek. Bu ülkede zorunlu askerlik zulmüne karşı daha etkili ve ciddi itirazlar gelmeli. Öncelikle bu ülkede devlet şiddetinin her biçimini yaşayan Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Ateistler, Emekçiler, sizlere bir çift sözüm var; bir yüzyıldır size zulüm etmekten başka bir şey yapmayan bu orduda ne işiniz var!
[email protected]
26 Mayıs 2014

demokrathaber.net

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org