19 Mayıs 2026
15 Mayıs Uluslararası Vicdani Ret Günü dolayısıyla başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde eylemler düzenlendi, açıklamalar yapıldı, raporlar sunuldu.
Bu açıklamaların tamanında, yükselmekte olan militarizm ve dünyanın dörtbir yanında yayılmakta olan savaşlara dikkat çekildi. Açıklamaların ortak noktası, bir kez daha öldürmeyi reddetmekti.
Avrupa’da zorunlu askerliği ve militarist politikaları merkezine alarak çalışmalar yürüten iki kurum var. Bunlardan bir tanesi Uluslararası Savaşkarşıtları/War Resisters’ International (WRI), diğeri de Avrupa Vicdani Ret Ofisi/European Bureau for Conscientious Objection (EBCO)’dir.
WRI 15 Mayıs Dünya Vicdani Ret Günü münsabetiyle sitesinde bir açıklama yayınladı (1) :
Askerlik hizmetine karşı örgütlenme
Savaş çıksa, ülkeler asker çağırsa ve kimse gelmese ne olurdu? Bu iyi bilinen fikir, birçok yönden, toplumsal cinsiyet hareketlerinin en güçlü ufuklarından birini yakalıyor.
Bunu her yerde, her zaman görüyoruz: haberlerde, sosyal medya akışlarımızda, sokaklarda. Büyük küçük her türlü çatışma ve krize militarize edilmiş yanıtlar. Peki bunun arkasında kim var? Elbette her zamanki şüpheliler: uzun bir militarizasyon ve ekonomik güç geçmişine sahip güçlü devletler ve tek gerçek çıkarı ne pahasına olursa olsun kar etmek olan şirketler.
Bize bunun kaçınılmaz olduğu söyleniyor. Başka alternatifin olmadığı, buna alışmamız gerektiği söyleniyor.
Fakat biz bu mantığı reddediyoruz . Çünkü hükümetlerin, savaş vurguncularının ve şiddetten beslenen sistemlerin ötesinde, her gün direnen insanlar var. Bu dinamiklere meydan okuyan ve savaş zamanlarında uzun zamandır güçlü olan araçları canlı tutan hareketler var. Bu araçlardan biri de vicdanî ret.
Aynı anda birden fazla savaşın yaşandığı bir ortamda, hükümetler giderek daha fazla zorunlu askerlik uygulamasına yöneliyor, özellikle yıllar önce askıya alındığı yerlerde bunu yeniden başlatıyor veya ciddi olarak değerlendiriyor. Kanun koyucular ve politikacılar bunu, gençleri “güçlendireceği” veya onların topluma katılımını sağlamanın tek yolu olduğu gerekçesiyle savunuyor.
Ancak bu söylem gerçekliği göz ardı ediyor. Askerlik hizmetinin gençler üzerinde yarattığı ve yaratmaya devam ettiği derin psikolojik ve fiziksel etkileri görmezden geliyor. Ayrıca, genç nesillerin zaten topluluklar kurmadığı, birbirlerine bakmadığı ve sayısız başka yolla değişim yaratmadığı varsayımıyla, topluma katkıda bulunmanın ne anlama geldiğine dair dar, militarize bir fikir dayatıyor.
Mevcut durum endişe verici, ancak tarih göstermiştir ki reddetmek de bir cevaptır. Genellikle birçok zorlukla birlikte gelen bir cevap. İşte tam da bu nedenle zorunlu askerliğe karşı örgütlenmek acil ve her zamankinden daha önemlidir.
Bu, bu yılki Uluslararası Vicdani Ret Günü’nün odak noktası ve harekete geçme çağrısıdır.
EBCO her yıl, ulusal hükümetlerden, insan hakları kurumlarından, STK’lardan ve dayanışma ağlarından gelen katkılarla, Avrupa’da Askerlik Hizmetine Vicdani Ret Hakkında Yıllık Raporunu yayınlamaktadır . Rapor , Avrupa Parlamentosu’na, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne ve İnsan Hakları Komiseri’ne ve ilgili devlet yetkililerine sunulmakta olup , her seferinde bir dizi hedefli tavsiye ile birlikte sunulmaktadır.
15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü münasebiyle EBCO son raporunu 12 Mayıs tarihinde sitesinde yayınladı (2) .
Raporun Önsözü:
Bu yılki EBCO Avrupa’da Askerlik Hizmetine Vicdani Ret Yıllık Raporu, yalnızca kıta genelinde ve ötesinde militarizasyonun devam eden hızlanmasıyla değil, aynı zamanda savaşlar nedeniyle uluslararası ve insan haklarının sürekli ve yaygın ihlalleriyle de damgasını vuran bir bağlamda yayınlanmaktadır.
Artan savunma harcamaları, yeniden silahlanma politikalarının normalleşmesi ve güvenlik odaklı siyasi söylemlerin pekişmesi, vicdanî ret hakkı da dahil olmak üzere temel hakların kullanılması ve korunması için alanı giderek daraltmaktadır. Aynı zamanda, devam eden silahlı çatışmalar ve jeopolitik gerilimler, silah taşımayı reddeden bireyler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırarak onları kovuşturmaya, ayrımcılığa ve baskıya maruz bırakmaktadır.
Bu değişen ortamda, rapor hem yapısal eksikliklerin devamlılığını hem de Avrupa Konseyi bölgesinde vicdanî retçilerin, askerlikten kaçanların ve firar edenlerin karşılaştığı koşulların kötüleşmesini belgeliyor. Yasal tanınma eşit değil ve bazı durumlarda aktif olarak baltalanıyor . Suçlulaştırma, idari taciz ve sosyal damgalama uygulamaları genişlemeye devam ediyor ve bu da vicdanî ret hakkının pratikte tam olarak güvence altına alınmaktan çok uzak olduğunu doğruluyor.
Özellikle endişe verici bir durum, Ukrayna Pasifist Hareketi Yürütme Sekreteri Yurii Sheliazhenko’nun yasadışı tutuklanması ve devam eden zulmüdür. Bu, düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere temel özgürlüklerin ciddi bir ihlalini temsil etmektedir. Uluslararası sivil toplum tarafından geniş çapta kınanan bu olay, savaş zamanlarında muhalefet için daralan alanı örneklemekte ve Avrupa kurumlarının ve üye devletlerin insan hakları standartlarını tutarlı ve istisnasız bir şekilde koruma ihtiyacının aciliyetini vurgulamaktadır.
Birçok ülkede zorunlu askerliğin yeniden getirilmesine yönelik tartışmalar ve girişimler, vicdanî ret hakkının korunması ve teşvik edilmesinin aciliyetini daha da vurgulamaktadır. Bu bağlamda, EBCO’nun Avrupa Gençlik Forumu’ndaki katılımı özel bir önem kazanmaktadır. EBCO, aktif rolüyle gençlik örgütleri arasında farkındalığı artırmaya ve vicdanî ret hakkının daha geniş gençlik politikası çerçevelerine yerleştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu hakkın genç nesiller arasında teşvik edilmesi sadece yasal koruma meselesi değil, aynı zamanda barış, şiddetsizlik ve demokratik katılım kültürüne stratejik bir yatırımdır .
Bu rapor, vicdanî retçileri destekleyen uluslararası hareketin devam eden direncini de yansıtıyor. Sığınma hakkına erişim ve zulme karşı güvenceler de dahil olmak üzere korumayı sağlamak için sivil toplum örgütleri, uluslararası ağlar ve kurumsal aktörlerle işbirliği hayati önem taşıyor. Özellikle insani ve insan hakları eylemlerinin giderek siyasallaştığı bir bağlamda, bu dayanışma ekosistemini sürdürmek ve güçlendirmek son derece kritik öneme sahip.
Son olarak, rapor devletlere ve Avrupa kurumlarına yönelik bir dizi tavsiye formüle etmektedir . Bunlar arasında her koşulda vicdanî ret hakkının tam olarak tanınması, gerçekten sivil ve cezalandırıcı olmayan alternatif hizmetlerin kurulması ve ulusal mevzuatın uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi yer almaktadır. Özellikle, eylem için açık ve yetkili bir çerçeve sağlayan Avrupa Konseyi sistemi ve Birleşmiş Milletler insan hakları organları tarafından geliştirilen standartlara atıfta bulunulmaktadır.
Avrupa’da son yıllarda artarak devam eden militarist polikalar sadece zorunlu askerliği çağırma üzerinden devam etmiyor. Sosyal devletin küçültülmesi, yabancı/göçmen karşıtlığı üzerinden inşa edilen yeni polülist sağ siyaset her anlamda ciddi bir kaygı yaratmaktadır. Bu politikalara karşı özellikle Almanya ve Fransa’da gençlikte yeni bir motivasyon ile mücadele devam etmektedir. Bu mücadele alanlarından bir tanesi de vicdani ret oldu.
2025 yılında hem Almanya hem de Fransa’da vicdani ret ve militarizme karşı yürütülen tartışmalar, Avrupa’daki yeniden silahlanma politikalarının gölgesinde daha görünür hale geldi. Almanya’da özellikle zorunlu askerliğin yeniden gündeme taşınmasına karşı savaş karşıtı çevreler, özellikle de Liselerde örgütlü olan gençlik örgütleri ve vicdani ret inisiyatifleri çeşitli açıklamalar yaparak militarizmin toplumsal yaşamı yeniden kuşattığına dikkat çekmeye devam ediyorlar (3) . Yapılan açıklamalarda, güvenlik söylemi altında gençliğin yeniden askeri disiplin içerisine çekilmek istendiği vurgulanırken, vicdani ret hakkının koşulsuz tanınması talep edildi.
Fransa’da ise artan savunma bütçeleri, Avrupa ordusu tartışmaları ve küresel savaş atmosferine karşı barış örgütleri ile antimilitarist yapılar ortak açıklamalar yayımladı. 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü kapsamında yapılan etkinliklerde, savaşın normalleştirilmesine karşı toplumsal dayanışmanın büyütülmesi gerektiği ifade edilirken, vicdani reddin yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda militarizme karşı demokratik bir toplumsal itiraz olduğu vurgulandı.
Bütün bu eylem ve açıklamalar da gösteriyor ki; vicdani ret mücadelesi bugün yalnızca bireyin askerlik yapmayı reddetme hakkını savunan hukuki bir talep olmaktan çıkmış; yükselen militarizme, savaş politikalarına ve toplumun giderek daha fazla güvenlik eksenli yeniden şekillendirilmesine karşı etik, politik ve toplumsal bir itiraz biçimine dönüşmüştür.
Gerek WRI’nin çağrılarında gerekse EBCO’nun raporunda ortaya konduğu gibi, savaşların yaygınlaştığı, zorunlu askerliğin yeniden gündeme getirildiği ve silahlanmanın meşrulaştırıldığı bir dönemde vicdani ret hakkını savunmak, aynı zamanda yaşamı, barışı ve demokratik özgürlükleri savunmaktır. Çünkü vicdani ret, yalnızca “öldürmeyi reddetmek” değil; insanı militarizmin disiplinine mahkûm eden düzene karşı, dayanışmayı, sivil iradeyi ve şiddetsiz bir geleceği savunma iradesidir.
Bugün Avrupa’da yükselen savaş atmosferine karşı vicdani ret hareketinin taşıdığı anlam da tam olarak burada yatmaktadır:
İtaatin değil vicdanın, savaşın değil yaşamın tarafında durmak.
1 – https://wri-irg.org/en/story/2026/international-conscientious-objection-day-2026
2 – https://ebco-beoc.org/press-release/2026-05-11-press-release-ebco-annual-report-2025
Ercan Jan AKTAŞ kimdir?
Sosyal bilimci, yazar ve aktivist. Çalışma alanları toplumsal barış, şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet ve vicdani ret. Sertav Çiya’ya Mektuplar – Yürümek (anı-belgesel), Yürümek (roman) ve Paris’te École des hautes études en sciences sociales’te tamamladığı tezine dayanan Vicdani Ret ve Sosyo-Politik Yaşama Etkileri kitaplarının yazarıdır. Fransa’da politik mülteci olarak akademi, basın ve aktivizm alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.
Kaynak: NuMedya


