Gençler için tek umut barış – Serdar M. Değirmencioğlu

Bugün dünyanın birçok yerinde üniversitelerde direniş eylemleri sürüyor; gençler barış istiyor, umudu çoğaltıyorlar. Savaşı ve savaşmayı reddeden gençler de öyle. Vicdani retçiler, Dünya Vicdani Retçiler Günü (15 Mayıs) dolayısıyla yaptıkları açıklamalarla umut saçtılar.

19 Mayıs 2024
Fotoğraf: Helsinki Üniversitesi’nde öğrencilerin Filistin’e destek eylemleri/Serdar M. Değirmencioğlu
Bugün 19 Mayıs. Binlerce siyasetçi geriye dönük, hatta düpedüz gerici açıklamalar yapacaklar. Gençlere savaş ve ölümden söz eden siyasetçilere kim saygı duyabilir? Tam da bir soykırım sürerken! Türkiye’ye umut sunan siyasetçilere 20-30-40 yıl hapis cezasının kesildiği günlerde! Gençlere, içtenlikle barış isteyen gençler dışında kim umut olabilir?

Bugün dünyanın birçok yerinde üniversitelerde direniş eylemleri sürüyor; gençler barış istiyor, umudu çoğaltıyorlar. Savaşı ve savaşmayı reddeden gençler de öyle. Vicdani retçiler, Dünya Vicdani Retçiler Günü (15 Mayıs) dolayısıyla yaptıkları açıklamalarla umut saçtılar. Tam da bu nedenle İsrailli vicdani retçilerin yaptığı açıklamayı -biraz kısaltarak- sizler için çevirdim.

***

Adım Yona. 18 yaşındayım. İsrailli bir vicdani retçiyim. İsrail’de zorunlu askerliği reddeden eylemcilerin oluşturduğu Mesarvot ağının üyesiyim. Militarizm İsrail toplumunun derinliklerine işlemiş durumda. Siyasetin ve eğitimimizin tam merkezinde yer alıyor. Zorunlu askerlik var. Tıbbi gerekçelerle ya da pasifizm (Ama “siyasi olmayan” türdense!) gerekçesiyle muafiyet alamayanlar, askerliği reddettikleri için askeri hapishaneye gönderilebilirler. Arkadaşlarım Tal Mitnick, Sofia Orr ve Ben Arad bu savaş süresince defalarca hapis cezasına çarptırıldılar ve bu cezaların sonu görünmüyor.

Zorluklarımız bununla da bitmiyor. Reddin sosyal maliyeti de en az hukuki maliyeti kadar büyük. İsrail’de askerlik hizmeti kutsal görülüyor. Askerliği reddetmek bir yana, sorgulamak bile günahların en büyüğüdür. Küçük yaşlardan itibaren bizlere dünyanın en ahlaklı ordusuna sahip olduğumuz öğretilir. Askerlik hizmeti ulusumuz için temel bir değerdir ve bir vatandaş olarak değerinizi tanımlar. Reddetmek ya da reddetmeye teşvik etmek dostluklarınıza ve hatta aile bağlarınıza mal olabilir.

Eğitim sisteminin yasayla belirlenmiş hedeflerinden biri, öğrencileri “anlamlı bir askerlik hizmeti” için hazırlamaktır. Orduyu sorgulayan kuruluşların okullara girmesi yasaklanmıştır. Reddetmeyi teşvik etmek bir suçtur; savaş zamanlarında 15 yıla varan hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçi bu yasa aktif olarak uygulanmıyor ama retçilere katılmayı düşünenlere caydırıcı etki yapıyor; sizi toplumdan uzaklaştırıyor ve dışlıyor.

Öyleyse neden reddedelim? Bir eylemci olarak beni hiçbir eylem Mesarvot içerisinde geçirdiğim zaman kadar güçlendirmedi. Fiziksel özgürlüğünüz pahasına da olsa kişisel eylemliliğinizi yeniden ele geçirmenin verdiği o özgürleştirici his, bu yolu seçmemi sağladı. Reddetmek, sizi insan olarak değil, nesneler, top mermileri, düşmanlar ve hayvanlar olarak gören bir sisteme karşı, hem kendinizin hem de sınırın diğer tarafındaki insanların insanlığına tutunmaktır.

Reddetmek aynı zamanda siyasi bir araçtır. Çok az tekil eylem, milliyetçi söylemi bu kadar şiddetli bir şekilde sarsabilir. Herkesin kayıtsız şartsız askerlik yapması gerektiği fikrine meydan okur. İnsanlara seçme, reddetme ve direnme seçeneklerinin olduğunu gösterir. Bu da insanların gözlerini açar ve bizi görmezden gelmeye ya da bastırmaya çalışan ordu ve egemen siyasi sınıfı derinden korkutur.

Reddetmek, yıllardır süren apartheid rejiminin ve on binlerce kişinin katledilmesinin görmezden gelinemeyeceğini; bunun bir kırmızı çizgi olduğunu saptar. Bu çizgi, “nehirden denize” Yahudi üstünlüğünü kurmaya kararlı soykırımcı bir düşe hizmet etmeyeceğimizi gösterir. Sadece son savaşta 30 binden fazla insanın canını alan, Gazze’yi açlığa terk eden, şehirleri dümdüz eden ve milyonları demokratik haklarından mahrum bırakan bir anlayışa hizmet etmeyi reddediyoruz.

Bu tutum bizi “nasıl?” sorusuna götürüyor. Ağır maliyetini bile bile, İsrail’deki “ulusal mutabakata” karşı çıkmayı nasıl başarıyoruz? Cevap, birlikte ve dayanışma içinde olmamızdır. Mesarvot bize rehberlik ediyor, hukuki destek sağlıyor ve örgütlenmek için bir platform sunuyor. Ama en önemlisi, bizi birbirimize bağlıyor. Vicdani retçilerle konuşup onların deneyimlerini paylaşmak ve sonrasında hayatlarının sürdüğünü görmek, benim için vicdani ret kavramının gizemini çözen şeydi. Vicdani reddin kabul edildiği ve kutlandığı bir topluluğun parçası olmak beni rahatlattı. Mesarvot olmasaydı, kendime güvenmek bir yana, vicdani reddi bir seçenek olarak göreceğimden bile şüpheliyim.

Militarizm tarafından yutulmuş bir ülkede savaşa direnmek kendini yalnız hissetmek demek. Ancak Tayland’da, Rusya’da, Türkiye’de, Kıbrıs’ta ve başka yerlerdeki vicdani retçiler hakkında bir şeyler okuduğumda ve onlarla konuştuğumda yalnızlık hissi hafifliyor. İsrail/Filistin’den daha büyük olan; her yerde savaşa ve militarizme karşı çıkan insanlardan oluşan bir hareketin parçası olduğumu bilmek bana güç veriyor. Bu harekette birleşerek, birbirimizle dayanışma içinde, tüm vicdani retçilere özgürlük, insanların savaşa, işgale ve militarizme direnmesi ve barış için çağrıda bulunuyoruz!

Kaynak : Evrensel

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org