Şiddetsiz direnmek: Gandhi örneği (Kitap) – Emek Erez

Chantal Portillo’nun “Şiddete Hayır-Gandhi” kitabı, şiddetsiz direniş fikrinin hâlâ ne kadar güncel olduğunu görmemiz açısından önemli bir kitap. Her türlü savaşa ve şiddete karşı durmak için iyi bir başlangıç olabilir.

Dünyada yaşam, yıllardır bir şiddet sarmalının içine çekilmiş hâlde devam ederken, çıkış yokmuş hissi tüm yıkıcılığıyla üzerimize çöküyor. Sadece gündelik hayatta karşılaştığımız şiddet bile yaşamın önünü kesiyor, nefessiz bırakıyor. Bu kargaşa içerisinde nasıl direneceğiz sorusu da ayrıca önemli. Şiddet bu kadar yaygın hale gelmişken, şiddete karşı şiddetle direnmenin dünyanın içinde bulunduğu şartlar açısından çok da olumlu sonuçlar doğurmayacağını görmek gerekiyor. Dünya kana doydu, dehşetin her türlüsüne tanık olan ve bu çıkışsızlıkta büyük payı olan bir tür insan, kendisi de yaşananlardan ve yaşattıklarından payını alıyor. Bunun yanında direnmeyi bırakmamak gerekiyor ki dünya şiddetsiz direnme ile sonuç alınan örneklerle dolu. Bir şeyleri değiştirmek için kendini ortaya koyup, haysiyetini kaybetmeden direnebilmiş çok fazla harekete tanıklık ettik ve ediyoruz. Örneğin, Todd May Şiddetsiz Direniş ‘Felsefi Bir Giriş’ (2016) adlı kitabında bu konuda çeşitli örnek sunuyor, bunlardan biri 17 Eylül 2011’de, aşağı Manhattan’da Wall Street yakınlarındaki Zuccotti Parkında bir araya gelen, birbirleriyle pek de uyumlu olmadıkları görülen insanların başlattığı, New York işgal hareketi. İşgalciler bu eylem ile ABD’nin servet eşitsizliğini kamuoyunun gündemine taşımayı başarmışlardı. Sadece bu da değildi başardıkları, yine Todd May’in aktardığına göre; “Anarşistlerin öne sürdüğü ve Occupy hareketinin hayata geçirmeye çalıştığı fikir, insanların mücadeleden sonra görmek istediklerinin, toplumun mücadelenin içinde oluşması gerektiğiydi. Başka bir deyişle mücadele toplumun içinde canlandırılmalıydı” (a.g.e. 34) Böylece bu hareket sadece servet eşitsizliğine dikkat çekmekle kalmıyor aynı zamanda başka bir toplumsallaşmanın nasıl olacağı üzerine de düşünmüş oluyordu. Sadece işgal ederek başka olanın umudu doğmuştu. Çünkü burada ulaşılan şey “kişinin sonunda olmak istediği insan olmasıydı” (a.g.e. 36). Kısacası, şiddete başvurmadan da bir direniş ortaya konulabileceği ortaya çıkmıştı. Ayrıca, insanın olmak istediğine çok uzaklaşmadan, tekil olarak yer bulabildiği bir alanın pratiğin içinden inşa edilebileceği görülüyordu.

ŞİDDETSİZ DİRENİŞ PASİFLİK DEĞİLDİR

Şiddetsizlik ve şiddetsiz direnme konusunda dünyanın önemli tanıklıklarından biri de Hindistan bağımsızlık mücadelesi ve Gandhi örneği. Chantal Portillo’nun Şiddete Hayır ‘Gandhi’ adlı, Alfa Yayınları tarafından, Zeynep Mertoğlu çevirisi ile basılan kitabı, hem Hindistan’ın sömürgecilikten kurtulmasının hem de Gandhi’nin direniş felsefesinin izini sürmemizi sağlıyor. Kişisel fikrim, Gandhi’nin direniş perspektifinin dünyanın bugün içinde bulunduğu şiddet ortamı düşünüldüğünde, farklı şekillerde direnmenin mümkün olabileceği üzerine hâlâ bize söylediği çok şey olduğu yönünde. Bunun yanı sıra şiddetsiz direniş denince ne anladığımızı da açıklığa kavuşturmamız gerekiyor çünkü genellikle pasif tutum almak ile karıştırılan bir yanı var. Bu konu için yine Todd May’in yukarıda bahsettiğimiz “Şiddetsiz Direniş ‘Felsefi Bir Giriş’”(2016) kitabına başvurabiliriz (zira kitapta Todd May’in de dertlendiği gibi bu konuda literatür çok sınırlı). Todd May’e göre; şiddetsizlik sadece şiddetin yokluğu değildir, öyle olsaydı uyumak da pekâlâ şiddetsizlik olarak algılanabilirdi. Tam tersine “şiddetsizlik” aktif olmaktır. May’in King’den aktardığı şu cümle ile biraz daha anlaşılır olabilir konu: “Siyahi’nin gözünde şiddetsiz eylem, hukuki yollara başvurarak değişime katkıda -yerini değiştirme- değil, bulunma çabasıydı. İntikamcı duygulara kapılmadan, kendini eylemsizlikten kurtarmanın tek yolu buydu” (a.g.e. 51). Buradan anladığımız başka yolun çıkış sağlamadığı durumlarda eylemsizliktense, eyleme devam edebilmek için şiddetsizliğin tercih edilebilir olduğu. Bunun yanında onca şiddete maruz kalıp, tanık olup hâlâ şiddetsiz kalabilmek bile bir direniş değil midir ki vicdani ret ilan edenlerin yaptığı da budur fikrimce. Ayrıca, yaşatılanlar karşısında “intikamcı” yollara sapmak da çok sık rastladığımız bir karşı duruş ancak en başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi dünyanın ve onun üzerinde yaşayan türlerin artık buna tahammülü yok. Çünkü intikama dayalı şiddetli direniş pratiği doğa, hayvan, insan ayırmadan tüm yaşamı hedef alan bir hâle evrilebiliyor. Burada şiddetsizlik Taocu öğreti ile de yolumuzu kesiştiriyor, Taocu öğretinin pasifliği de doğa ile ilgilidir. Çünkü şiddetle direnmek “kendiliğinden olana” yani doğaya da zararı içerebilir. Bu da açıkçası yaşama müdahale etmek, onun önünü kesmek anlamını taşır. Gandhi’nin Taocu fikirlerden etkilenmesinin böyle bir anlamı da var sanırım.

Şiddete Hayır-Gandhi, Chantal Portillo, Çevirmen: Zeynep Mertoğlu, 86 syf., Alfa Yayıncılık, 2019.
‘PASİF DİRENİŞ BİR EYLEMDİR’

Portillo’nun Şiddete Hayır ‘Gandhi’ kitabına dönecek olursak, metinden öncelikle Gandhi’nin yaşama bakışını değiştiren bir olaydan bahsedelim. “Genç bir adam düzenli olarak eve tuvaletleri temizlemeye gelirdi. Adı Uka’ydı, onu severdim. Parlayan gözleriyle, sürekli gülümseyen, coşkuyla konuşan şen şakrak biriydi… Genellikle onu dinlemek için otururdum. Ya da panikleyerek bana karşı çıkmak istemesine rağmen kovasını, süpürgelerini taşır bir köşeyi temizlerdim.” Gandhi’nin ağzından anlatılan bu olayın sonrasında annesi Uka’nın “kast dışından, bir dokunulmaz” olduğunu söylediğine ve bu nedenle arkadaşlıklarına izin verilmediğine tanık oluyoruz. Bu olay Gandhi’yi epey yaralıyor ve duygularından şöyle bahsediyor: “Ona bu şekilde davranılması (benden birkaç yaş büyüktü) ilk önemli bilinçlenmem ilk önemli isyanımdı. Annemin haksız olduğunu düşünüyordum. Kast sisteminin adil olmadığını… O da benim gibi Tanrı’nın çocuğuydu.” Bu olay Gandhi’nin yaşamında dönüm noktası oluyor eşitsiz bir düzenin içinde yaşadığını fark ediyor. Ve yaşamını dünyada ve ülkesinde adaletsizliği, eşitsizliği nasıl bitirebilirim sorusuyla sürdürüyor. Çok sık hapsediliyor, günlerce oruç tutuyor ve direnişini şiddete başvurmadan yapıyor çünkü ona göre: “Şiddetsizlik boyun eğmek değildir; bir varlığın bir halkın ruh gücünü bir tiranın iradesinin karşısına koymaktır. Gülümseriz, sakin kalırız, boyun eğmeyiz. Direniriz. Pasif direniş bir eylemdir.”

TUZ YÜRÜYÜŞÜ

Gandhi denince aklımıza ilk gelen onun “Tuz Yürüyüşü” olacaktır ki günümüzde de insanlar seslerini duyurmak için bu direnme biçimini hâlen devam ettiriyorlar. Maalesef kitapta bu konunun çok ayrıntısına girilmemiş ancak bildiğimiz şu ki İngilizler tuz toplama işinde tekel olmaya çalışıyorlar ve kendileri dışında kimsenin tuz ticareti yapmasına hâttâ gündelik ihtiyaç için bile tuz toplamasına izin vermiyorlar. Gandhi, halkını tuz üzerine konan ağır vergilerden kurtarmak ve bu konuda İngilizler tarafından sömürülmenin önüne geçmek için bu yürüyüşü başlatıyor. Metinde de bahsedildiği gibi Gandhi bu olay nedeniyle tutuklanıyor şöyle anlatıyor içinde bulunduğu durumu: “Beni hapiste tutarlarsa tutsunlar. Dilimin altındaki tuza parmaklıklar ne yapabilir? Denize ulaşmak için Hindistan’ın her yerinden barış içinde yürüyen milyonlarca insana? Bir avuç tuz için yılmadan parmaklarını denize sokan bu adamlara karşı ne yapabilirler? O gün oluşturduğumuz o canlı inatçı güce karşı ne yapabilirler?” Yapabilecekleri şiddete başvurmaktı, yürüyüşün ilk gruplarından yaşamını kaybedenler de oluyor bu nedenle. Ancak yürüyüşün önünü alamayınca ateş etmeyi bırakıyorlar. Sonrasında şöyle söylüyor Gandhi: “Ölmemizin bir önemi yoktu. Diğerleri de kalplerinde inançla ayağa kalktı. İngilizler kaybetmişti. Bunu henüz bilmiyorlardı ama kaybetmişlerdi.” Çünkü binlerce kişi varlıkları için yaşadıkları adaletsizliğe ve sömürüye karşı ayaklanmıştı, denize doğru yürümüşlerdi, tuz için ama en çok da varolduklarını gösterebilmek için, haysiyetleri için direnmişlerdi. Bugün dünyada seslerini duyurmak için yürüyerek direnenlerde yaşıyor o insan adımları, ayak izleri onların izini taşıyor.

YAŞAMIN BÜTÜNÜNE SAYGI

Gandhi’nin şiddetsiz direniş felsefesinin en belirleyici yanlarından biri de hayvana ve doğaya aynı perspektiften yaklaşması fikrimce. İngiltere’de eğitim amacıyla bulunduğu yıllarda yaşadığı bir deneyimi anlatılıyor kitapta. Gandhi et yemiyor ve arkadaşı Jawal ona şöyle akıl veriyor: “Zayıfsın Mohandas, ne kasın var ne de bir muzafferin dişlerine sahipsin, başarmayı, konuşma yapmayı nasıl bekliyorsun? Ya da uzaktan bile olsa bir İngiliz’e benzemeyi? Kırmızı eti ısır, kendini etle besle ki bir savaşçı gibi güçlü olasın.” Halkını kurtarmak gibi idealleri olan Gandhi bu sözlerin etkisiyle sanıyorum yaşamında bir kez hayvan yiyor, kuvvetli olmak, halkının önünde konuşabilmek için ama iyi bir deneyim olmuyor bu şöyle anlatıyor sonrasında hislerini: “Bütün gece midem bulandı. Kusmadım. Fakat ter içinde kalmıştım, hastaydım. İçimde, yaşayan bir varlığın yediğim bedeni vardı. Yaşayan bir varlık. Öldürmeden beslenebilecekken, bizim için, insanlar için özellikle öldürülmüş bir varlık. Hayata ne kadar saygı gösterdiğimizi anlamak bazıları için ne kadar zor…” Gandhi’nin hayata duyduğu saygı bütüncül bir saygıydı, doğayı, hayvanı dünyanın tüm varlıklarını içeren bir tutum. Bu da onun şiddetsiz eylem felsefesini daha anlaşılır kılıyor. Çünkü yaşamı her canlı için öncelemedikten sonra yapılan eylemin de pek kıymeti kalmıyor, insan yanlı bakışı yeniden üretmek sadece onun faydasını yüceltmek, direnmenin anlamını aşındırıyor. Ki dünyanın geldiği noktada, iklim krizi, orman yangınları ve daha pek çok sorun üzerine düşündüğümüzde, direnişlerin genellikle insanı önceleyen bir bakışa sahip olmasının, ekoloji mücadelesinin yalnızca parti kolu olabilmesinin payını inkâr edemeyiz. Kapitalist anlayış için dünya varlıklarının çoğunlukla kâr amaçlı bir nesne değeri taşıdığı hatırlanırsa şimdiden sonra -geç kalınmış olunsa da- ekolojiyi politikasının içine dahil etmeyen hiçbir yapının ve direnişin anlamı yok. İşte, bence Gandhi’nin şiddetsiz direnişi tüm yaşamı kapsayan bir yerde durduğu için de hâlâ sözünü söylemeye devam ediyor.

Portillo’nun Şiddete Hayır ‘Gandhi’ adlı kitabı, bahsettiğimiz tüm bu sebeplerden ve Gandhi’nin şiddetsiz direniş fikrinin hâlâ ne kadar güncel olduğunu görmemiz açısından önemli. Çok kısa ve bazı konuları (örneğin, Tuz Yürüyüşü) oldukça kısa ele alsa da yine de söylediği çok şey var. Bugün dünyanın içinde bulunduğu durum hakkında düşünmeye başlamak, her türlü savaşa ve şiddete karşı durmak için iyi bir başlangıç olabilir. Çünkü konu şiddetse bir Maya Angelou şiirinde de söylendiği gibi: “Fazlasını da yaşadık, göründüğümüzden”.

Kaynak
May, T., (2016), “Şiddetsiz Direniş ‘Felsefi Bir Giriş’”, (Çev. Can Kayaş), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Emek Erez kimdir?
“Yaşam kitap ve sinema üzerine çeşitli portallarda karalamacı”.

Kaynak: Gazete Duvar

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org