Şu günlerde ‘stratejik iletişim’ gerektiren bir ‘kriz yönetimi’ne ihtiyaç duyulabilir – Fehmi Koru

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir kararname ile, İletişim Başkanlığı altında, ‘Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı’ ismini taşıyan yeni bir birim oluşturdu.

Cumhurbaşkanlığı’nda oluşturulan yeni birim bir zamanların TİB’i midir, yoksa kriz-öncesi tedbiri mi?

22 Eylül 20201
Eskiden müsteşarlık veya genel müdürlük düzeyinde faaliyet gösteren devlet kurumları, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı altında başkanlıklara dönüştürüldü. Yeni başkanlıklardan en öne çıkanı, başkanının aynı zamanda sözcü de olması sebebiyle, İletişim Başkanlığı’dır.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir kararname ile, İletişim Başkanlığı altında, ‘Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı’ ismini taşıyan yeni bir birim oluşturdu.

Hayli iddialı bir isme sahip yeni bir birim.

Muhalefetten itiraz sesleri yükselmesine sebep oldu bu yeni birim.

En anlamlı tepki Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA) geldi.

Okuyalım:

“Kararname ile kurulan Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı, stratejik iletişim politikalarını belirlemek ve yapılmak istenen algı operasyonlarını belirleyerek her türlü manipülasyon ve dezenformasyona karşı faaliyette bulunmakla görevlendirilmiştir. Yazılı, görsel ve sosyal medyada hükümet aleyhine yapılan haber ve yorumların İletişim Başkanlığı tarafından manipülasyon ve dezenformasyon olarak değerlendirileceği ve karşı algı operasyonuna tâbi tutulacağı açıktır. Geçmişte de MGK bünyesinde Toplumsal İletişim Başkanlığı (TİB) gazeteciler hakkında andıçlar hazırlar, gazete ve televizyonlara eleman yerleştirir ve propaganda faaliyeti organize ederdi. Avrupa Birliği sürecinde 2005 yılında kaldırılan TİB‘in Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi olarak hortlatılması, iktidarın 90’lı yılların Türkiyesi’ne geri dönme çabasını göstermektedir.”

Yeni oluşturulan birim ile Toplumsal İletişim Başkanlığı (TİB) arasında ilişki kurulması dikkat çekici.

Özel harp çok özeldi

Çoktandır medyadan çekilmiş görünen bir zamanlar Hürriyet’in Almanya muhabiri olan Fatih Güllapoğlu tarafından kaleme alınan ‘Tanksız Topsuz Harekat’ kitabında bu birimin yurtdışı faaliyetleri anlatılır.

TİB, hemen bütün NATO ülkelerinde -ve bu arada İsviçre’de de- üye ülkelerdeki yönetimlerin istenmeyen ellere geçmesini önlemek amacıyla harekete geçmek üzere oluşturulmuş, literatürde ‘stay behind’ veya ‘Gladio’ olarak anılan, hazır kıtalar örgütünün bizdeki karşılığının alt birimiydi.

‘Özel Harekat Dairesi’ adını taşıyan esas örgüt, devlet adına pek çok eylem planlamış, organize etmiş ve hayata geçirmişti..

Güllapoğlu, Özel Harp’te başkanlığa kadar yükselmiş Org. Sabri Yirmibeşoğlu’yla da görüşmüş, muhatabı, örgütün faaliyetlerinden bahsederken sözü azınlıklara karşı kışkırtılmış bir güruhun İstanbul’u talan ettiği 6-7 Eylül (1955) olaylarına getirmiş ve onun “Muhteşem bir özel harp operasyonu” olduğunu belirtmişti.

Dairenin o zamanki adı ‘Seferberlik Tetkik Kurulu’ydu ve Yirmibeşoğlu genç bir subay olarak görev aldığı o örgütün isim değiştirmiş hali olan Özel Harp Dairesi’nde sonraları başkanlık yapmıştı.

Kurulan birim TİB’in yeni ismiyse Özel Harp Dairesi de bir başka isimle faaliyette demektir.

Bu da Türkiye’nin, dışarıda “Çıksın” sesleri yükselmesine rağmen, NATO’ya bağlılığının hala ve bundan sonra da devam etmesi anlamına geliyor.

Sanırım, Cumhurbaşkanlığı, DEVA’nın çıkışı üzerine bir açıklamayla konuya açıklık getirir.

Birim kriz beklentisiyle ilgiliyse…

O açıklama gelene kadar, kurulan yeni birimin isminden hareketle bazı tespitlerde bulunabiliriz.

‘Stratejik iletişim’ ve ‘kriz yönetimi’…

Cumhurbaşkanlığı bu ismi taşıyan bir birim oluşturmakla özellikle bu iki alanda bir boşluğu doldurma amacını güdüyor da olabilir.

Türkiye hayli zamandır içte ve dışta daha önce pek karşılaşılmamış boyutlarda sorunlarla baş etmek zorunda. Bunlarla başa çıkarken en son AK Parti öncesinde görülmesi olağan sayılan yöntemlere başvuruluyor.

İçeride her muhalif görüş ve hareket karşısında güvenlik güçlerini buluyor, yargı devreye giriyor ve sonunda cezaevlerine ihtiyaç artıyor.

Muhalefeti sindiriyor mu bu yöntem? Evet, ancak yine de ihtiyatlı olmakta yarar var diye düşünülüyor olabilir.

Dışarıda da benzer bir durum var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hemen hiç görülmediği kadar hareketli bir dönemden geçiliyor. Yurtdışına birkaç ülkeye asker gönderilmiş durumda ve donanma sismik araştırma gemileriyle birlikte uluslararası sularda dolaşıyor.

Asker ve gemi gönderilirken olduğu gibi, gönderilen yerlerden asker ve gemi çekilirken de iletişimin devrede olması gerekir. İletişim stratejiyle uyum içerisinde olmaz ve aksamalarla karşılaşılırsa, içte ve dışta sarsıntılar yaşanabilir ve bunlar kriz haline de dönüşebilir.

Yalnızca askeri alanda değil, sosyal alanda ve ekonomide de…

Şu sonuca varabiliyorum böyle düşününce: Evet, galiba şu günlerde ‘stratejik iletişim’ gerektiren bir ‘kriz yönetimi’ne ihtiyaç duyulabilir.

Benimki safiyane bir düşünce de olabilir tabii.

Acaba o birimde kimler, nasıl kişiler görev alacak? Birimin başına kim getirilecek?

Daha da önemlisi, yeni birim kriz beklenilen bir ortamda propaganda ve karşı-propaganda faaliyetleri için mi gerekli, yoksa birim 1990’ların en fazla tartışılan konusu olan ve AK Parti döneminde faaliyetine son verildiği düşünülen kökü dışarıda bir örgütün günümüzde yeniden canlandırılması amacıyla mı oluşturuldu?

CHP’nin de bu konuda bir diyeceği vardır herhalde.

Kaynak: fehmikoru.com

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org