İsrail barış kampının mücadelesi bugün çok daha zor ama görev başındalar – Selin Çağlayan

İsrail’deki barış kampı kimlerden oluşuyor? Neyi savunuyorlar? Talepleri neler? Bugünlerde nasıl bir sınav veriyorlar? Neler yapıyorlar? Bölgede uzun süre çalışmış gazeteci Selin Çağlayan yazdı.

İsrail barış kampının en çetin sınavı

Leah bana barış aktivisti olduğunu ve Filistinlilerin haklarını savunan eylemlerde defalarca gözaltına alındığını söylediğinde şaşırmıştım.

Yıl 1998’di, Oslo Barış Süreci henüz akamete uğramamıştı. İsrail’de gazeteci olarak ilk aylarımdı. İşgale ve Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine karşı çıkan irili ufaklı pek çok gruptan oluşan güçlü bir barış kampı olduğundan habersizdim. Yani bugünlerde en çetin sınavlarından birini veren İsrail barış kampının varlığından…

Leah ile tanışıklığımız ilerledikçe, küçük grubunun farklı sosyal sınıflardan gelen 70 yaş civarı kadınlardan oluştuğunu, özellikle kontrol noktalarına gidip askerlerin Filistinlilere iyi muamele edip etmediklerini denetlediklerini öğrenecektim. Yanlış gördüklerini şiddetle protesto ediyor ve askerler tarafından “Belalı Kadınlar” olarak anılıyorlardı. Leah her gözaltına alındığında oğlunun bazı hatırlı dostlarının müdahalesi ile nasıl kurtulduğunu gülerek anlatırdı. Fakat bu nedenle oğlu ile olan sert kavgalarına çok üzüldüğünü de gizlemezdi.

İsrail’de kadınlar ilk kez barış için mücadele etmeye 1982-85 arasında yaşanan Lübnan Savaşı sırasında başlamışlar. Ana ve eş olarak barışı isterken zamanla işgale, Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine karşı çıkan, İsrail siyasetinde etkili güçlü bir kadın barış hareketi geleneği oluşturmayı başarmışlardı. Bu, aynı zamanda İsrailli kadınların feminist mücadelesi de olmuştu. Kadın barış hareketi İsrail vatandaşı Arap kadınları da Yahudi kadınlarla birlikte omuz omuza çalıştıkları barış mücadelesine katmıştı.(1)

Leah’nınki gibi pek çok küçük grubun yanı sıra B’Tselem, İnsan Hakları İçin Hahamlar, Peace Now (Barış Şimdi) gibi daha büyük ve etkili gruplar, Gush Shalom gibi İsrail-Filistin ortak grupları, ortak projeler vardı.

Örneğin bunlardan B’Tselem, yani uzun adıyla işgal altındaki topraklarda İnsan Hakları için İsrail Bilgi Merkezi, kendisini Ürdün Nehri ve Akdeniz arasındaki bütün insan hakları ihlalleriyle ilgili bir kuruluş olarak tanımlıyor. İnternet sitelerinde kendilerini tanımlarken bu coğrafyada insan haklarının, özgürlüklerin ve eşitliklerin sağlandığı bir gelecek istediklerini ama bunun da yalnızca İsrail’in uyguladığı yine kendi deyimleriyle apartheid rejiminin ve işgalin bitmesiyle mümkün olabileceğini söylüyorlar.

Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını savunan, vicdani retçi İsrailli askerlerle dayanışan, İsrail tarafının bugüne kadar önerdiği barış anlaşmalarının hiç de cömert olmadığını savunan Gush Shalom da barışçıl eylemlerle sık sık gündeme gelen bir yapı. İnsan hakları için hahamlar ise kendilerini hakları çiğnenen Filistinlilerle, İsrail güvenlik güçleri arasına atmaktan çekinmiyor.

Peace Now ise, iki devletli bir çözümü her alanda savunduğu gibi, bunun önündeki en büyük engellerden biri olan işgal altındaki topraklarda kurulan Yahudi yerleşim birimlerini mercek altına alıyor.

Barış kampı uzun süredir zorda
Oslo Barış Süreci iki taraftaki barış karşıtlarının gayretleri ile; sürecin önemli ismi Başbakan İzak Rabin’in öldürülmesi, İsrailli sivillere yönelik bombalı saldırılar, İsrail Ordusu’nun Filistin topraklarında giriştiği sert operasyonlarla akamete uğratıldı.

Barış kampı, bu dönemde sürecin başarısız olmasıyla sağa kayan İsrail halkının başa getirdiği sağcı iktidarlar nedeniyle İsrail siyasetindeki etkisini giderek kaybetti.

Fakat bütün bu irili ufaklı gruplar birisi bitip yenisi başlayarak, barışın tek çözüm olduğunu göstermek, Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini durdurmak ve işgale son vermek için mücadelelerini sürdürdüler. Giderek güçlenen yerleşimcilerin saldırılarına karşı Filistinli köylülerin yanında yer aldılar, tahrip edilen zeytin ağaçlarının yerine yenilerini getirip diktiler, İsrail hapishanelerindeki, işgal altındaki topraklardaki insan hakları ihlallerini belgelediler; göz altına alınan, evleri toprakları ellerinden alınan Filistinlilere hukuki yardım sağladılar, hasta Filistinlileri sınır kapılarından alıp İsrail’deki hastanelere taşıdılar, ilaç ve gıda yardımı yaptılar. Karşılığında yerleşimcilerden dayak yediler, gözaltına alındılar, soruşturmaya uğradılar, hain ilan edildiler.

Zor bir mücadeleydi.

İsrail barış kampının mücadelesi bugün çok daha zor
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrailli sivillere karşı giriştiği saldırı ve İsrail Ordusu’nun Filistinli sivillerin hayatlarını hiçe sayan ve binlercesinin ölümüne neden olan sert cevabı bu mücadeleyi daha da zor kıldı.

İsrail barış kampı en çetin sınavından geçiyor.

Bazı gruplar ve aktivistler, Hamas’ın Yahudi soykırımı ile eş değer yansıtılan saldırısı sonrası “Barışa olan inancımı kaybettim” derken “Tek çözüm barıştır” diyenler, barış kelimesini telaffuz etmenin bile ihanet olarak görüldüğü bugünlerde barış bayrağını elden ele taşımayı sürdürüyor.

İşte 1989’dan beri Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini durdurmaya çalışan B’Tselem’in 8 Kasım’da “Savaşı dururun” çağrısı yaptığı bildirisi:

“Gazze’de yarısından fazlası kadın ve çocuk olan 10 binden fazla insan öldü. Böyle vahim bir ölü sayısı için haklı bir gerekçe olamaz. Bütün caddeler enkazla kaplandı, altlarında mahsur kalan pek çok insan var. Bir milyondan fazla insan mülteci durumuna düştü; bazıları kaçarken, diğerleri bombalardan kurtulmak için sığınak ararken öldürüldüler. Binlerce kişi kayıp ve akıbetleri bilinmiyor.

Çatışmanın ilk günlerinden beri İsrail hava saldırılarının askerî hedefler ile sivil hedefler arasında ayrım yapmadıkları konusunda uyarıda bulunuyoruz.

İsrailli liderler gözlerini ve kalplerini Gazze Şeridi’nden gelen görüntülerden uzaklaştırarak bu hukuk ve ahlak dışı politikayı sürdürüyorlar. Savaşın da kuralları ve yasaları vardır. İsrail bunu yadsımıyor ve uyguladığını iddia ediyor. Fakat bu savaşta İsrail bütün kısıtlamaları kaldırdı, savaş suçu işliyor ve temel ahlaki prensipleri çiğniyor. Sorumluluktan kaçmak için Hamas’ın sivilleri kalkan olarak kullanmasının ve sivillerin arasından ateş açmasının sivil ölümlerine yol açtığını söylüyor. Fakat sorumluluk öldürenindir. Hamas’ın suç işliyor olması, İsrail’i suç işleyerek ihlal ettiği yükümlülüklerinden kurtarmaz.”(2)

İsrail barış kampına göre savaş suçu işleniyor
1973’teki Yom Kippur Savaşı’ndan sonra savaşa katılmış olan İsrailli askerler tarafından 1978’de kurulan Peace Now (Barış Şimdi) hareketi de, İsrail Ordusu’nu eleştirerek, İsrail’in her koşulda masum sivillere zarar vermekten kaçınması gerektiği, insan hakları ve uluslararası yasaların sadece barış zamanı için değil böyle zor zamanlarda da uygulanmasının kritik olduğu uyarısında bulundu.

30 Ekim’de yayınlanan bildiride, Netanyahu ve sağ kanadın politikalarının bu sonuca neden olduğu belirtilerek uzun yıllardır Hamas’ın bu kesim tarafından Filistin yönetimine ve iki devletli çözüme karşı güçlenlendirildiği vurgulandı.

İsrail’in artık taktik değiştirerek, ülkenin güvenliğinini tehlikeye atan yerleşim yerlerinin genişlemesini durdurması ve iki devletli çözüm için Filistin halkının pragmatik temsilcileri ile diplomatik görüşmelere başlaması gerektiği savunuldu.

“Naif değiliz bir barış anlaşmasının veya uzlaşının yıllar alabileceğini biliyoruz (…) İsrail bizim vatanımız, bize yönelik hiçbir terör saldırısını kabul edemeyiz. Dostlarımız ve silah arkadaşlarımız cephedeyken, ailelerimiz ve çocuklarımız Gazze ve Lübnan’dan atılan roketlerin altındayken ve Gazze’deki siviller her gün askerî saldırılar altında yaşarken siyasi bir vizyonun gerekliliğini de unutmuyoruz” dendi.(3)

Her iki hareketin bildirisinde de, Gazze Savaşı’nı fırsat bilen yerleşimcilerin Batı Şeria’da Filistinlilere karşı giriştikleri şiddet hareketlerinin durdurulması çağrısında bulunuldu.

29 Ekim’de, İsrail barış kampına mensup 30 örgüt bir bildiri yayınladı. Batı Şeria’da yerleşimciler tarafından yöneltilen saldırıların 113 Filistin yerleşiminin boşaltılmasına ve 7 Filistinlinin öldürülmesine yol açtığı belirtilerek uluslararası toplumdan bu duruma müdahale etmesi istendi.(4)

Beş İsrailli insan hakları örgütü de, İsrail Yüksek Mahkemesine 24 Ekim’de bir dilekçe göndererek, 7 Ekim saldırısı sırasında İsrail’de çalışmakta olan binlerce Filistinli işçinin akibetini sordu. İstemleri dışında ve hukuksuz olarak gözaltında bulundurulan bu kişilerin salıverilmesini talep etti. İsrail, 18 bin 500 Gazzeli işçiye izin belgesi vermişti. Bu işçilerden kaçının 7 Ekim’de İsrail’de olduğu bilinmiyor. 10 Ekim’de, Filistinli işçilere verilen izinler iptal edildiği için bu kişilerin İsrail’de bulunmaları yasa dışı hale gelmişti.(5)

“Tek çözüm barış” fikri tekrar yeşeriyor mu?
Bütün bu şiddet ve olumsuzluklara karşın İsrail barış kampının görev başında olduğunu ve barışın tek çözüm olduğu fikrini tekrar yeşertmek için çaba harcadıklarını görüyoruz.

Breaking the Silence (Sessizliği Kırmak) isimli STK’da çalışan Ariel Bernstein da barışı yeşertmeye çalışanlardan.

2014’te İsrail Ordusu’nun Gazze’ye yaptığı operasyonda ev- ev savaşırken “Çözüm bu değil” diyerek barış aktivisti olmuş. Bugünkü savaşının ideolojik olduğunu belirtiyor. Bernstein artık topluma çatışma ve nefret pompalayan ekstremistlere karşı savaşıyor. Filistinli yoldaşları ile birlikte işgali sona erdirip siyasi bir anlaşmanın yapılması için çaba harcıyor.

“Savaş sona erdiğinde bu son değil, başlangıç olacak. Bu topraklarda yaşayan her iki ulus da birbirlerini yok etmekten daha iyi bir geleceği hak ediyor.”(6)

7 Ekim’de, anne ve babasını kaybeden Moaz İnon, İsrail vatandaşı Filistinli ortağı ile işgal altındaki topraklara turlar düzenleyerek Filistinliler ve hayatları hakkında farkındalık yaratmaya çalışan bir barış aktivisti. “Sadece anne babam için değil ölen herkes için ağlıyorum. İntikam değil barış istiyorum. Ateşkes istiyorum. Bu kanlı oyunun durdurulmasını istiyorum. Yeni bir gelecek istiyorum. Bütün insanlığa çağrı yapıyorum” diyor.(7)

1995’te kurulan her iki taraftan da yakınlarını kaybeden yaslı aileleri bir araya getiren “The Parents Circle (Ebeveyn Çemberi)” adlı hareket de İsrailli ve Filistinlileri acılarının birleştirmesi için çabalarını sürdürüyor. 18 Ekim’de düzenledikleri çevrim içi anma törenine 7 Ekim’den bu yana hayatını kaybeden İsrailli ve Filistinlilerin aileleri katıldı. Yaklaşık 1000 aile birlikte sevdiklerinin yasını tuttular.(8)

Bu acı günlerde bütün bu gelişmeler umut veriyor.

(1) Sara Helman, “Peace Movements in Israel”, Encyclopedia of Jewish Women
(2) https://www.btselem.org/ota
(3) 3 Peace Now, “Only a political vision will secure victory”, https://peacenow.org.il/en/only-a-political-vision-will-secure-victory
(4) https://www.btselem.org/press_releases/20231029_joint_emergency_call_to_the_international_community_stop_the_forcible_transfer_in_the_west_bank
(5) “Thousands of Palestinian permit-holders from Gaza are being held in Israel secretly and illegally”, https://www.adalah.org/en/content/view/10929
(6) Ariel Bernstein, “I fought house to house in Gaza … I know force alone won’t bring peace”, https://www.theguardian.com/world/2023/oct/29/i-fought-house-to-house-in-gaza-i-know-force-alone-wont-bring-peace
(7) Stop the War”: Israeli Peace Activist Whose Parents Were Killed in Hamas Attack Calls for Ceasefire https://www.youtube.com/watch?v=4PPJrP2TKjA
(8) https://www.instagram.com/reel/CydwcioPzGq/?igshid=MTBkdnZhbHN1MnZzbg==

Selin Çağlayan
Ankara SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Uzun yıllar çeşitli gazete ve televizyon kanallarında diplomasi muhabiri ve uluslararası muhabir sıfatı ile Ankara, Atina, Brüksel, Tel Aviv merkezlerine bağlı olarak görev yaptı. Emekli olmasından sonra Orta Doğu konulu kitaplar yazmaya başladı. “İsrail Sözlüğü”, “Müslüman Kardeşlerden Yeni Osmanlılara İslamcılık” ve “İran, Mehdi’yi Beklerken” isimli kitapları bulunmaktadır. Halen “Filistin Sözlüğü” dizisinin 1. cildi olmasını planladığı “Osmanlı Filistini” kitabı üzerinde çalışmaktadır.

Kaynak: Fikir Turu

PAYLAŞ.
VicdaniRet.org