Mahkemeler kararlarını kimin adına verirler? – Gökhan Soysal*
Bir halkın başına gelenleri söylediği, üstelik halkına ne kadar da zulüm görmüş olsa başka bir halkla düşmanlık etmemesini ısrarla vurguladığı için katledildi Hrant.
Bir halkın başına gelenleri söylediği, üstelik halkına ne kadar da zulüm görmüş olsa başka bir halkla düşmanlık etmemesini ısrarla vurguladığı için katledildi Hrant.
Ordunun politik işlevine gelince, soru şudur: Sırtında askeri bir imparatorluk ve askeri bir cumhuriyet geleneğini taşıyan, kendisine siyaseti denetleyici bir rol veren silahlı kuvvetlerin bu işlevi, 15 Temmuz sonrası durumla ve alınan önlemlerle tarihe mi gömüldü?
Sosyal psikoloji bize öğretir: Dünyayı değiştirenler, ısrarlı ve tutarlı azınlıklardır, “makul ve makbul çoğunluklar” değil. Herkes meşrebince bakacak, itiraz edecek.
Savaş zamanı “büyük resmi” görmek isteyenlerin cephedeki bir fotoğrafa bir kaç kez “close-up” yaparak bakması işe yaramaz, tam tersini yapması ve barış zamanından başlayarak o fotoğraftaki silahın üretilişinden size döndüğü (!) ana kadar geçen süreci politik bağlamı ve bütünselliği içinde kavramaya çalışması gerekir.
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, “Şiddetin Topolojisi” kitabında Hegel’den alıntıyla, “insanlar devletin şiddet sayesinde ayakta kaldığını düşünür, oysa asıl harç herkesin paylaştığı temel düzen duygusudur” diyor.
AKP, 15 Temmuz’daki ‘kontrollü’ darbenin öncesiyle sonrasıyla karanlıkta kalmasını istiyor. Bu yüzden TBMM’de kurulan Darbe Araştırma Komisyonu’nu çalıştırmadılar. Darbeye ilişkin hiçbir sorunun yanıtlanmasına izin vermediler.
Devlet 18’inden başlar seni çağırmaya. Gitmezsen gelir zorla alır götürür. Gerçi gitmemenin bin bir yolu vardır, duyarsın bu yolları, ama ya çok para gerekir ona ya da güç, İkisi de yoktur sende.
Dünya Sağlık Örgütü der ki; sağlık, salt bedensel ve ruhsal iyilik hali olmayıp aynı zamanda sosyal iyilik halidir.
Ensesi kalın adam yine kürsüde ‘Ahmet kardeşimiz şehit olduğu için çok şanslı, keşke ben de şehit olsam!’ Ama şehitlik ona uğramıyor, ne kadar da şanssız(!)
Kadriye Anne, oğlu Hamza Encü’nün künyesini avuçlarıma bıraktığında ne diyeceğimi bilemedim. Ağzımdan bir kelime dahi çıkmadı. Ne desem de kar etmezdi zaten. Ben O’nun dilini bilmiyordum, o da benim dilimi.